modern insana yazık oldu

ehehehehe hani tatile çıkmadan tam 1 gün önce bir sürü işler gelir ya hani çıkarayak bir stres olursun hani cuma olur bir de bunlar,giderayak aklın kalacak gibi olur ya hani eheheheheh dıptız dıptız anksiyöz hımmm karpuz,deniz,evrak,mail, zıbıdı zıbıdık zıpcık nöööynnn. bir de buna hayat derler ya hani acısıyla,tatlısıyla,telaşıyla bııırrrşşşşş watsonsa mı gitsen o son güneş kremi için izin dilekçeni mi versen o son maili mi atsan allahtan arabam yok zorçiiikkk yıkamaya mı versem telaşım hiç yok,taze süt mısıııııııırrrrrrr,check in ondört sıfır.

emotional landscapes

                                                         
                                                                     


Gidilecek yol var daha. Üzerine basa basa



https://www.youtube.com/watch?v=QnEGSr5hRk4

şefkati nerde bulacağız?

Anlatamıyorum çünkü anlatsam da anlamayacak. Anlamadığı için de ben anlatamamış olacağım. Veya muhtemelen, ne güzel, anlattıklarım da umrunda olmayacak çünkü gerçekten umrunda değil. Yeter ki işi görülsün.

Bu nedenle ne zaman sıkıntımı ifade etmeye çalışsam, hep biteviye bir telaş, hep nafile bir çaba olarak kalacak her girişimim. Bunun heyecanı zaten yetiyor işin kendisinden soğumama. Yolun başından dönüyorum çünkü yolun sonu yok. Çünkü çok anlamsız benim çabalarım, çünkü "sıkıntı edecek ne var, bu çok basit bir şey", "gerçekten de anlaşılır gibi değilim! "

Hoyrat olmak ne güzel şey.  En ufak bir pişmanlık yok kişinin kendisine dair, aksine sürekli bir memnuniyet doğuruyor kendi benliğinden.

Böylelerine elveda da diyemiyorsun. Bittiği yerden doğuruveriyor kendini. İhmal edemiyorsun, ihmal edilemezler onlar. İtinayla ilgiyi çalarlar adamın ceplerinden.

Böyleleriyle olan dirsek temasım bitmedi. Sadece sayıca azalıyorlar. Bazıları sut ve gol, bazısı direkten dönüyor.

Halden anlayan yok. Çıkmadı henüz.

Başka yerlere bakmayı öğretiyor hayat...



en acı meyveler

bana şiir yazsan a bir ara! (Şubat'17)
                             

karşılaştım yine aylar öncesinden kalma bir lanetle
bu sefer iyi ölçüp biçtim, tahminim tam geldi
ne berbat bir tadı var şu marmelatın
en sevdiğim şey en beterimin elinden çıkmış
yutkunurken kuru tükürükler geçiyor boğazımdan

ben bu koltuğu nerden hatırlamıyor muşum?
bir yerde bir zamanda hiç bulunmamışım ki görmüşüm
ah bak ama buraya ne güzel bir kişi sığıyor
sığıyorum ya işte!
bacaklarımı açıyorum
kollarımı savuşturuyorum
kalçalarımı oturtuyorum bin kalça arasından
bak burda ben ne güzel bir başıma oturuyorum
buraya kaç "şeftali gibi"ler sığar acaba?
buraya kaç "erik gibi kütür"ler girer?
iki başlı kaç meme dökmüştür buraya incirlerini?
her bir yanım dolmuş, tüm meyvelerinden tiksiniyorum

gecenin sonunda kollarımı kavuşturuyorum
canım sıkıldıkça gördün mü bak! ben de bir yerlerimi ovuşturuyorum
gençliğinin izleri hangi lekelerinde saklı ki senin? utanmadan çocukluğuma küfrediyorsun
boy hizalarımız nerde, niye buluşulmuyor aynı mesafelerde?
usandım
biri kaldıramıyor başını utancından, öbürününse gözü hep en yüksekte

kaynadık demirlerde bak işte kalmadı bir pasımız
her bir hecede ağrıyor dört bir yanımız
şuramda bir yaz köşesi, küsmüş denizdeki balıklara
şu sağımdaki kış kahrolmuş, sorma öyle üzülmüş
yapacak iş kalmadı bana, dağılan her şeyi topladım
sonra sıra geldi kilit vurmaya, her birine tek tek baktım
ay'ı mühürledim
yıldızlara bakmayı,
kocaman gökyüzünü
denizleri, okyanusları
dağ çiçeklerini
kanatsız kuşları, şahinleri, atmacaları
baharları, kışları mühürledim
geride kaldılar

"nedir senin geçmişle derdin,
hadi seni özgürleştirelim" dedi biri,
onun dilini de mühürledim, geride kaldılar

bir diğeri geldi caka satmaya
paha biçmiş kendi çıkarına, tuttum cebimdeki bozuklukları attım önüne
bir dilenci gibi topladı yerden hepsini, o zaman anladım onun çaresizliğini
halbuki ne gerek vardı böylesi alışverişe
hah ama demin demiştim, meyveler... tabii ya!
bütün  meyvelerin hepsi andırıyordu bir pazar yerini
tarttım, ölçtüm, biçtim
şuradaki ahları önüme serdim
ötede hep beraber bağrılan gülüşler vardı
terkettim orayı da içim almadı
z raporunda her şey öyle aciz, öyle zavallıca
sol tarafımda duran tesellileri ayırdım
naylondan poşetlere tıkıştırınca hepsini, manasına uyuyorlar

takım yıldızları, gök yüzü, koskoca bir evren
neredeyse geldik! saklanma artık, çık ortaya
şehirleri akıttık damarlarımızdan
şimdilerde damağımızda bir bal peteği, şerbetini emiyoruz
bir bardağı tutuyor eli, aman yarabbi, o ne şenlik
şehrin bütün çocukları dans ediyor o anda
bir karanlık oda aydınlanıyor elleriyle
bütün cisimler parıldıyor onu gördükçe
yazık
birazdan kıracak hepsini

seninle aramızda dört dakika var
dört dakikada şuracıkta soyunuyorum
dört dakika önce sana bir telefon gelmiş
dört dakika sonra bir kuytuda kavuşmuşuz
yine o korkunç rüzgarlar esmeye başladı kentte
gökyüzünü nakışladım sen gelmeden, ne bileyim, elden daha fazlası gelmiyor
deli gibi şimşekler çakacak, hüngür şakır dökülecek yağmurlar
sevmiyorsun hiç
burada deniz yok, buranın havası bir bozuk, insanı bir tuhaf
ben de gidemiyorum başka yere artık, her tam biraz yarım kaldı hesaplarımda
her yarım girdiğim her evin askısında kaldı,
eskisi gibi değil, yapamıyorum
birkaç çiçek daha eskidi mevsimden, dönüp bakmaya insan yoruluyor
çok geç oldu, üzgünüm, can eriği yedikçe dilim yanıyor!