öl,yat





Burası İnegölde, küçük bir köy. Adı Oylat. Kaplıcaların, hamamların ve küçük pansiyonların olduğu şirin mi şirin bir yer. Ben buraya Kasım ayında gittim, isterdim ki sizlerle de sonbaharda paylaşayım bunu ama bahara girerken bir geri dönüş olsun bize:) Sanırım sonbaharda gidebildiğim için oraya çok şanslıyım çünkü ben hayatımda bu kadar güzel bir doğayla hiç karşılaşmadım ve hele o renklerle! Etrafta organik ürünler satan köylüler biraz huysuz ama mısır ve kestane nefis!

Oylat'ın adıyla ilgili bir de hikayesi var. Vakti zamanında bir kralın güzeller güzeli bir kızı varmış fakat bu kız genç yaşta bir hastalığa tutulmuş ve tüm vücudunu isilikler,yaralar, çıbanlar kaplamaya başlamış. O kadar çirkin bir kıza dönüşmüş ki babası ondan utanmaya başlamış. Artık dayanamaz hale gelince de kızı ıssız bir dağa bırakmış ve ona orda "Öl, yat" diye bağırmış. Kız da tek başına ormanda yaşamaya başlamış. Vadiden içtiği ve yıkandığı su bakmış ki yaralarına iyi geliyor. Çok kısa zamanda iyileşmeye başlamış. İsmi de zamanla Ölyat'dan Oylata dönüşmüş.

flashbeckimsi

Kokular vardır, renkler, sesler bir de . Bu üçü sanırım hayatımızı en çok etkileyen şeyler, her durumda. Ve bunlar bizimdir, bize ait. Kimselerin içine girip çıkamadığı bizim gezindiğmiz, bize özel. Düşüncelerimizi, anılarımızı, sevdiklerimizi, karın ağrılarımızı, kalp atışlarımızı, acılarımızı bize hatırlatır ve bunlar hep bir yere ait olup, yersiz zamanlarda karşımıza çıkar tekrar; karın ağrısı, baş ağrısı, gülümseme, ağlama oalrak geri döner. Bazı anılar siyahtır bizde, bazıları kırmızı, bazıları mavi. Bazı kokular terdir, bazıları bahar, bazıları deniz. Bazı sesler vardır uyutur, bazı sesler vardır bayıltır, bazı sesler vardır yumuşatır.

Ne hoştur. Ne fenadır.