i am an idiot.

is it wrong for me to get mad? sometimes? you know... i know myself, and when people say that i'm crazy, well, mostly i am. but is it that wrong? is it possible for me to live like that?
i am, not crazy but such a fool. when people say that i am smart, mostly i am an idiot.

maymun ve prensese devam

Geldim, başlıyorum anlatmaya, hadi bakalım.

Şimdi, daha da önceden söylediğim gibi maymun ve prensesin aşkından bahsedeceğim size.

O zaman ilk nasıl tanıştılar onu anlatayım.

Prensesin yaşadığı ülkede 17. yaş günlerinde bütün kızları ormanlara çiçek toplamaya yollarlarmış. Bütün genç kızlar saçlarına en uygun olan çiçeği bulana kadar günlerce haftalarca ormanda gezinir, bütün çiçekleri koklar, onlara dokunur ve kendileri için en uygun olanı bulduklarında da evlerine geri dönerlermiş. Prenses de kendi çiçeğini bulmak için 17. yaş gününün gecesinde sarayı terk etmiş.

Sabaha karşı kendini ormanda bulmuş. Çok yorulmuş ama güzel bir bahar sabahı, güzel bir hava ile karşılaştığı için de çok mutluymuş.

Bir kaç tane meyve koparmış ağaçlardan, soğuk nehir sularından içmiş ve yürümeye başlamış...

"Merhaba" demiş ağaçtan sarkan maymun ona. O da çok şaşırarak bakmış maymunun suratına tabii ama yine de herkese kibar davranan prenses maymun da olsa ona gülümsemeyi başarabilmiş.

"Merhaba" demiş maymun tekrar,

"Orda napıyorsun sen?", demiş prenses.

"Ehehe, yeryuzunu seyredıyorum", demiş maymun.

"Ama ben burdayım sen buraya gelsene, gökyüzünü izleriz hem burdan"

"Bunu hiç düşünmemiştim, peki bunun bana ne yararı olacak?"

"Hiç değilse kuşları görürsün, olmaz mı?" demiş prenses.

Maymun ağaçtan atlayarak prensesin yanına inmiş. İkisi de kafasını kaldırmış ama maymun hiç sevmemiş gökyüzüne bakmayı. Güneşten de hoşlanmamış hiç.

"Sevmedin değil mi?" diye sormuş prenses.

"Gökyüzü korkutuyor beni. Bir sürü şey oluyor orda. Ne bileyim bazen deli gibi yağmur yağıyor, bazen nasıl yakıcı bir güneş...Yer daha iyi, daha güzel. Korkutmuyor beni. Bir şeylerden korktuğumda da topraktan gücünü alan ağacıma çıkıyorum zaten. Benim evimin kökleri yerde, ben de yerde yaşıyorum."

"Peki ama kuşları sevmiyor musun? Ya da gökkuşağını mesela?" diye sormuş prenses.

"Ne işime yarayacak ki? Gel bak ben seni ağaca çıkarayım. Beraber yeryüzünü izleriz."

Daha önce prenses hiç ağaca çıkmadığı için kabul etmiş. Maymunun da yardımıyla çok hızlı bir şekilde ağacın tepesine çıkmışlar. Fakat maymun yere bakarken devamlı, prenses gökyüzüne bakıyormuş.


Devamı gelecek:)

maymun ve prenses


Öncelikle, bu masal mutlu mu bitiyor, onu henüz bilmiyorum. Ama diyebilirim ki hikayenin sonunda bir kahramanımıza iyi şeyler olmuyor.

Henüz hangisini öldürmeliyim, karar veremedim. Ya da öldürmeli miyim? Zira ne maymunun ne de prensesin adam gibi yaşadığından emin değilim. Belki de siz verirsiniz kararı sayın okur:)

Bu masal bir maymun ile prensesin aşkı.

Maymun; maymun işte, kıllı bir varlık. İnsana yakın, insan olmaya çalışan, güdüleri de insana pek bir benzeyen bir hayvan.

Prenses ise, nasıl demeli... Prenses işte. Sevilen, şımarılan, güzel. Bu prenses kafasında çiçeği olan prenses olarak da biliniyor diğer ülkelerde. Mesela Fransa'ya gidin, kafasında çiçeği olan prensesi sorun muhakkak tarif edeceklerdir size onu.

Ben şimdi bir yere kadar gidip geleceğim, döndüğümde hemen başlıyoruz masalı anlatmaya.

Hem kafamı da toparlayıp, anılarımı tazelemem gerekecek.

Evet evet,
geriye dönüyoruz.







When I can not look at your face,
I look at your feet.
Your feet of arched bone,
your hard little feet.
I know that they support you,
and that your sweet weight
rises upon them.

Your waist and your breasts,
the doubled purple
of your nipples,
the sockets of your eyes
that have just flown away,
your wide fruit mouth,
your red tresses,
my little tower.

But I love your feet
only because they walked
upon the earth and upon
the wind and upon the waters,
until they found me.