broadcast me in a joyful noise

I used to feel my lips
my thounge
my hands
my shreds
my ashes
my ass
my teeth
my eyes
my hair
my nose
my everything

Even my id
my ego
my alter
my superego.

Now I don't feel anything.
I am not shy
SUCH a big
not not not not nothing.

I don'y mind.
It's just so fine.

Fine fine.
So fine.
Şemsiyelerden NEFRET EDİYORUM.
Yağmurlu havada ŞEMSİYE kullanmayı hiç sevmiyorum.



Aslında güneşten korunmak için tasarlanan şemsiyeyi yağmurlu havalarda kullanmamız garip.

Külfet biraz da.

sabah kakası

Sabah kakası gibi insanlar var şu dünyada.

Böyle bir mıymıntı, suratsız, sevimsiz, sinameki...

Sabah da kalkınca tuvalete gitmeye üşsenirsin ve muhtemelen tuvaletini yaptığın esnada uyuyakalırsın ya, o insanlar da bende o duyguyu yaşatıyor.

Hani benden çıksa da artık kurtulsam diye bakıyorsunuz o insana. Kaka gibi işte:)

s harfi

http://www.youtube.com/watch?v=SDkJANQWBP4

days go by diye bir şarkı vardır, severim

still i think of you diye devam eder falan. Muhtemelen bir aşk şarkısı ama günlerin geçmesi bence daha can alıcı o noktada.

Her gün bir şekilde bitiyor bende. Hafta içleri genelde sakin( birkaç gece baya çılgın geçse de), hafta sonları ise çok daha çılgın( bir kaçı sakin geçse de).

Önceden, anlamlı bitirmeye bakardım günümü. Kayda değer birşeyler lazımdı. Şimdi bitsin, geçsin, çıksın diye bakıyorum benden.

Sanki zaman geçtikçe, bir şeyler eksilecek ya da bir şeyler artacak gibi.

"Taşlara düşen saat gibi, ne artı ne eksi".

Kalem de tutmaz oldu artık elim, çizmiyorum bişeycik. Yazmıyorum da çoktandır. Ellerim artık tertemiz evet hiç boya izi yok. İş kadını olmak bu nu acaba? Renklere boyanmamak mı demek? Manikür yaptırmam gerekir mi ki, bilemiyorum.

Çok hata yaptığımı düşünerek ve muhtemelen de çok hata yaparak geçiriyorum vaktimi. Havalardan mıdır, bilemedim. Zaten şaşkın olan ben, iyice titrek bir şey oldum yanlış yapacağım diye. Bugün yanlış yapmayayım diye güne uyanıyorum nicedir.
Eve gelince bakmıyorum bilgisayara neyse ki, sevincim o şimdilik. Yani gün boyunca yüzüne baktığım ekrana bir de eve gelince bakmıyorum.

Yumuyorum gözlerimi.

Saat 10 gibi falan işte.

vataşiba kendi

İçimdeki Terry aşkı bambaşka. Hayatımıza Candy çizgi-dizisiyle giren, ömür billah da çıkmayan bu körpe delikanlıyı 21 yaşımda ben, hayatımın erkeği ilan ediyorum.

Böyle bir güzellik yok! Uzun yıllar zannettim ki bulunur senin gibi biri, ama o da yok. Kimse senin gibi bakmıyor Sen gibi ata binen yok, saçlarını savuran...

Seni çizen o elleri öpmeli miyim kırmalı mıyım bilmiyorum. Ama ne de güzel öptüydün Candy'yi.

Bir de kızardı hiddetlenirdi falan, sonra usul usul gönlünü alırdı kızcağızın. O tripler o asilik, bir yandan yumuşacık içi. Yerim len ağzını!

Anthony de iyiydi de sen ayrı bir şeydin, yıktın geçtin. En son ata binerken gördüydük seni, kaptırıp gittin be Terry. Sana Candy gibi histerikli bir şekilde Terry diyemeden gittin hem de.

Terry Granchester, seni andım bu gece, kulakların çınlasın.


heyecanımı kaybettim, yok inancımı kaybettim

Yazıyordum ya bi ara şuraya maymun ve prenses zımbırtısını...

Yazmayacağım.

Bir ara çok mutluydum ondan yazmayayım dedim. Şimdi de haftalar geçti üzerinden. Ayrıca da bin tır geçti üzerimden. Yazmayacağım anasını satayım.

Nasıl sıkılmışım, bıkmışım artık. Kurumuş boklara su serpip duruyorum.

Yok anacım yok, gerek yok. Usanmışım yani, anladım. Burun kıvırıyorum ıyyyhh aman diyorum.

Bir gün eğer geri dönüp bitirecek olursam bu hikayeyi, yarım kalmasın bari bitireyim diye olacaktır. Bir işi tamamlar gibi. Daha fazlası değil.

Çok sıkıldım çünkü.