Adamın adı Durmuş imiş aslında

Bugün bir isim duydum adı Dönüş'dü.

Çocuğun  teki, "Dönüş Abiiii " diye bağrındı durdu.

Dönüş Abi dönüp bakmadı bile.

Telaşlarda

Kendi içimize dönmüşüz
İş güç koşturmaca falan derken
Kanamadan dizlerimiz şöylecene
Salına salına yürümüşüz
Zaman yavaş,
Ağır,
Ağrılı,
Sancılı geçmemiş üstelik.
Birimiz, diğerini öldürmüşüz.
Serin sularda, güneşin alnında yüzer gibi rahatcana
Birbirimizin  derisini yüzmüşüz.

Yüzmüş yüzmüş kuyruğuna gelmişiz
Ayları bitirmiş
Tüketmiş
Kendimizi yenilemişiz


İyidir iyi,
Kendimize dönmüşüz.

1951

Yes you went to kitchen just to get your cup of warm tea. I could barely saw but you were sitting on a sofa, nearby your window. That fuckin light was open, that bright shit!

Am I a little watcher? Maybe. No, for sure I am. Let's not pretend something that I am not.

Be wise.
Keep it cool hun.
Don't scare anybody.


I am not a psycho.
I am a little watcher,
outside your window.

you's

(it's me)                you use
(it's me again)        i bruise
(again, myself)       to see you's

Öylesine laflar

Bana kimse cnm demesin.

Bu kadar içten olabilecek bir kelime, ancak bu kadar samimiyetsiz bir hale gelebilirdi.

SLM   demek gibi bir şey yani, anlatabiliyor muyum?

Yokuşun başına geldiğinde seyre dal, hayal kur

Hatırlıyorum.

Mükemmel bir Mayıs sabahıydı. Kitapçıları gezmiştim, fötr şapka almıştım kendime. Hava rüzgarlıydı ve elim devamlı kafamın üzerinde, yeni aldığım şapkam uçmasın diye destek oluyordu.

Uzundu tabii ki elbisem siyah, mavi de bir ceketim vardı.

O günü, o sabahı unutamıyorum çünkü İstanbul'u ilk keşifimdir. Tek başıma. Keyiflice.

Güzel şeylerden bahsetmek gerekirse eğer, güzel şeyler yaşacaksın. Özeneceksin kendine. O sabah da öyle özenmiştim. Çok basitti aslında yapacağım şey ama ben ilk kere yapacağım için müthiş heyecan duyuyordum. Taksimden başlayarak Karaköy'e kadar yürüyecektim altüstü.

Yürüdüm. Asmalımescit taraflarında da oyalandım. İngiliz Konsolosluğu'na selam ettim. Kare bir bina diye düşündüm içimden. Sadece kare. Güzel değildi, öyle bahsettikleri gibi dehşet bir mimari yapısı yoktu işte.

Galata'dan da geçtim. Müzik aletleri satan dükkanlara baktım. Söz verdim kendime ilk maaşımla bir trompet alacaktım. Kulenin o taraftan da geçtim. Elimde soğuk buz gibi olan içeceğimin sadece buz parçaları kalmıştı. Ağzıma yuvarlayıp kalan buzları, bankların yanındaki çöp kutusuna bardağımı attım.

Bu kadar basitti gün. Öylece yürüdüm saatlerce ve çok mutluydum.

Yokuşun başına geldiğimde denizi gördüm.

İşte o zaman, tam o sırada biliyordum buraya geleceğimi. Biliyordum çok güzel ayların beni beklediğini.

Yanılmamışım.

ordan da bu çıktı

Sex and the City. Son derece gereksiz olabilecek bir dizi, filmi de mevcut aynı gereksizlilikle. Fakat nedendir bilemem, benim gibi başladığı tüm dizileri 3.bölümden sonra terkeden bir insanı kendine bağladı. Gayet de eğlendim izlerken.

Nedeni varmış ama izlememin. Her şey bu şarkıyı öğrenmek içindi diye düşünüyorum. Gunnar Madsen'in Anna adlı parçası... Gerçekten başarılı ve bana bir çok konuda ilham verdiğini de söyleyebilirim. Hatta bir şiir bile yazmışlığım var, bu şarkıyı ilk dinledikten sonra, onun için de şuna bakmanız gerekecek: http://sanemodabasi.blogspot.com/2010/05/gunnar-madsen-askna.html

Şarkının linkini göndereyim de tam olsun:



Bu da, 2.sezon 24. bölümde La Douleur Exquise'in sahnesi. Tam bu sahnede bu parça çalıyor. La Douleur Exquise ise Sophie Calle adında bir yazarın kitabının adı. Zannediyorum ondan esinlendi.

bir bankacı ile diyaloğum

Eveeeet, ben de bir iş kadını olarak banka sektörüne, faturalara, hesap işlemlerine adımımı attım. Mutlu muyum? Hayır. Kafam çok karışık dostlar. Olan oldu ateşi yaktı, yine aklım çoook karıştıııı.

Neyse, bankaya gittim sorularımı sordum dedim taksitlendirme nedir, buraya bu para nasıl yatar, faiz nedir hedehöt falan şişirdim insanların başını oturdum müşteri temsilcisi ile görüşmeye.

M.T: müşteri temsilcisi OLSUN
S: sanem olsun
iç ses: iç sesim olsun



M.T: Evet Sanem Hanım, işlemlerinizi tamamladık. Sanem Hanım maaşa bağlandınız mı?
S: Evet.
iç ses: Tamamen ona bağlıyım zaten.

M.T:Anlıyorum, peki yatırım yapma gibi bir planınız var mı Sanem Hanım? Ayda 90 lira sizi zora sokar mı mesela?
S: Kaç yıl için konuşuyoruz?
iç ses: Ayda 90 lira mıııııııığğğğğğğ!!!!

M.T: Şöyle söyleyeyim, 10 yılda çekeceğiniz para yaklaşık 12.000-24.000 arasında olacak.
S:Anlıyorum fakat ben 2 yıl sonra maalesef burda olmayacağım.
iç ses: Secret'ın böylesi! Egonun böylesi! Nerdesin acaba ben de merak ettim doğrusu!

M.T: Yok farketmez herhangi bir bankaya geçseniz de bu yatırımı yapabilmeniz mümkün.
S:Hayır, anlamıyorsunuz ben Türkiye'de olmayacağım 2 yıl sonra zaten.
iç ses: Evet, hayatla ilgili çok enteresan planların var sanem.

M.T: O zaman haklısınız 2 yıl için değecek bir para olmaz.
S: Evet, hem ben zaten şahsi olarak yatırımımı yapıyorum.
iç ses: Bayadır mojito'lara yatırım yapmışlığım var aslında. Nereye yatırıyorsun arkadaşım nereyeeeee?

M.T:Anlıyorum zaten evet 2 yıl sonra beni görmeniz de mümkün değil.Haklısınız.
S:Ha?
iç ses: Ha?

M.T: İşleminizi telefonu kullanarak yapabilirsiniz Sanem Hanım iyi günler dilerim.
S: Teşekkürler, iyi çalışmalar.
iç ses: İyi ki salak değilim. Kandıracaktı ayaküstü.


Böyleydi işte. Kanmayın efendimiz yatırımdır matırımdır. Gençliğinizi yaşayadurunuz, 2 yıl sonra da Türkiye'de bulunmayasuzzzzzz.