iki

sen beni böyle havalarda terk ettin
böyle griydi
böyle arada kalan bir havada
istemem dedin
halbuki yeni bitiyordu yaz
daha güneşli günlerin sayısı az değildi
akşamüstleri iki duble rakı
iki lakırdı
iki ayım daha vardı
halbuki daha yazın bitmesine vardı
yaz mı dedin bana?
yaz mı?
yas mı?
yaş mı?
 
akşamların serinliğinde
iki kedi miyavlardı
iki kuş cıvıldardı
iki kadeh tokuşturulurdu masalarda
iki ay daha vardı halbuki yazın bitmesine
iki mi dedin bana?
ikilik mi?
bir'e düşelim dedim
beceremedim
 
iki kadın vardı
iki acı çekerlerdi
ikisi de bir'di
ikisinin acısını sen çekerdin
çekerdin, birebirdi
ikisi de birbirinden beterdi
 
zaman vardı halbuki
yazın bitmesine daha vardı
iki lakırdı vardı
iki laf daha vardı
iki öpücük daha vardı
iki şarkı vardı daha dinlenilecek
iki ay daha vardı yazın bitmesine
yaz mı dedin bana?
yas derim
yaş derim ben sana
 

anam ben ne etcem şimdi



Sensiz?

Ulaşılabilirliğin gitti elimden. Yanıbaşımda olamasan da arardım seni uzaklardan iki kakara kikiri işte ferahlardım.

Şimdi iki kelam edebilmek için saatleri, dakikaları kollamak zorundayım. Bunun stresi de yetiyor zaten bana. Önce sen gidene kadar histeriler geçirdim, şimdi sen ordasın diye ayrı depresyonlardayım allahım aklıma sahip çık!


- Neler atlattık beraber di mi Yeliz?
- Bazılarını da atlatamadık Sanem.


Veda ettim ben çok. En çok sevdiklerime. Ulan hep bir hoşçakal, hep bir başka baharda görüşmek dileğiylen... Ama en bir rahatım sendin benim, en umutlu olduğum. Biliyorum başarılarını şimdiden, ezberimde onlar. Yine de içimdeki yeterleri bastıramıyorum, ben sana elveda diyemiyorum canikom. Ama ne de güzel ayrıldık köprünün orda, yüzümüze akşam güneşi vururken deniz kokularında.

.

Ama yine de;

Bye bye love
Bye bye happiness
Hello loneliness
I think I'm gonna cry
Bye bye my love, goodbye

yanıbaşım

gitme yahu
gitme valla
sabahın olayım
kışın olayım
yazın olayım
aşın olayım

yanıbaşım
iki gözüm
iki kaşım
yaşım

bereketliyimdir
çok hem de
binbir nicelik biter dokunduğum yerde
gitme
gitme yahu
gitme valla
salınır dururum oraya buraya
bulurum yolumu ama
duvarlara çarpa çarpa

bahar gibi dur karşımda
ben de heycanla
bir telaş
bir çaba
dolarım taşarım bir sana
gitme yahu
gitme valla
beslerim seni balla
kaymakla
yanıbaşım ol
kal yanımda

stay strong and be wise as owls!

Birkaç kere daha derimi parçalatmak istiyorum. Ben bu yola baş koymuşum, gönül koymuşum, hasret koymuşum. Biliyorum başıma gelecekleri. Daha da kötüsü kalbime gelecekleri. Ziyanı yok. Başkasından kaçan bacaklarım sana bin defa daha koşar.

İçimden çıkarmaya niyetim yok seni.

Lime lime etsinler beni. Parçalasınlar derimi.

nane

İçimde bir nane
Dilimde bir nane tadı
İyi mi kötü mü bilemedim
Kış günlerinden kalma bu tat
Sakız mı diyeyim
Şeker mi diyeyim
Merhem mi diyeyim ağrılarıma sürdüğüm
Çay mı diyeyim, limonum.
Yaprak mı diyeyim
Baharat mı diyeyim, tozum.
Ne diyeyim
Nerden geldi bu koku,
Ne bileyim

lodos

.........


Beni heycanlandıran birşey vardı parfümünde, kokusunda. Nerdeyse orda oracıkta ona aşık olacaktım. Orta yerde. Bu koku, ona sonsuz bir sadakatle bağlanmamı sağlayabilirdi. Neyse ki hafiften esen bir lodos rüzgarı imdadıma yetişti ve günün sonlarına doğru eksilmeye başlayan, boynundaki o muhteşem kokuyu da havaya karıştırdı.

Kafamı kaldırıp binanın güzelliğine bakarken kendime geldim. Ama bir anlık içimde esen rüzgar beni hala hayatta olduğuma inandıran tek şeydi sanırım.

Lodos güzel mevsimlerde, güzel zamanlarda eser. Çoğu zaman fikrimin terbiyecisiyken, bazen de fikirlerime kanat taktırabilen bir rüzgar benim için. Ve bu mevsimler, çiçek açmış erik ağaçları, yanık kokan salkımlar, renkler, hafiflik...O estikçe var oluyor.

Orda, oracıkta aşık oluverecektim. Vazgeçtim. Kendini beğenmiş bir düşünceyle içimden geçirdim;"Bana hükmedebilecek bir güç yok" diye. Kendi duygularıma bile hükmedebildikten sonra. Bir sonraki lodos sınavımdan geçersem eğer tam istediğim insan olabileceğim. Bir daha hiçbir şey hissetmemek adına en azından.


Ama büyükler bilir, lodosun gözü yaşlıdır.

eh işte arada

nerde bulmak lazım seni
nerelerde görünürsün
nerelerde gezersin
adım attığın toprağın adı nedir?
hangi baharı yaşarsın
hangi yağmurda ıslanırsın
nisan mı
kasım mı
yaşadığın şehrin
var mı bir adı?

şikayetçi değilim
hiç değilim
tadını çıkardım senin

şu gelen atlı mıdır?

bunlar birine hazırlık
bir cengâver geliyor karşıdan
ama kim
ama neci
bilemedim

bu allar, morlar,çiçek dalları
o cengaver için
bu dinginlik, bu hareket, bu kazanç, bereket
karşıdan gelen oğlanın kârı

süzüm süzüm demleniyorum
inceliyorum, güçleniyorum
gün be gün
hazırlanıyorum ki
karşıma çıktığında
tam ola
tastamam ola!

piyano mu keman mı?

Severim bu şarkıyı. Gelir bazen aklıma nutkum tutulur. Bu sabah da açayım istedim. Dinlerken de piyano ile çok daha iyi olabileceğini farkettim ve araştırıp baktığımda piyano ile de çok güzel çalındığını gördüm.

The Sheltering Sky'cılar size gelsin!

Keman:


Piyano:

sabah dualarım andre gide'den

Kim olacağımı bilememekten ötürü tasalanıyorum; kim olmak istediğimi de bilmiyorum ama seçmek gerektiğini pekala biliyorum. Nereye gitmeye karar verirsem beni yalnız oraya ulaştıracak olan güvenli yollarda yürümek istiyorum; fakat bilmiyorum, ne istemek gerektiğini bilmiyorum.

Kendimde bin bir mümkünün var olduğunu hissediyorum. Fakat bunlardan yalnız bir tanesi olmaya rıza gösteremiyorum. Ve her an yazdığım her sözün, her yaptığım hareketin, çehremin silinemeyecek yeni bir çizgisini meydana getirdiğini düşündükçe ürküyorum. Öyle bir çehre ki, bir seçime varamadığından, onu cesaretle sınırlayamadığından kararsız, şahsiyetsiz, korkak olarak tespit edilecek...

Tanrım, yalnız tek bir şey istemeyi ve durmadan onu istemeyi bana ilham et.

beddua

sen özlemek nedir bilmiyorsun
özlem nedir
hasret nedir
vuslat nedir
zaman nasıl geçer
nasıl geçmez
gün nasıl bitmez
sayıları saymak, ayları birbirine bağlamak nedir
bilmiyorsun

sana öğretecek değilim bunları

fakat zaman sana gösterecek küçük adam
konyak içmiş gibi olacak ciğerin
bir yasemin dalını koklayabilmek için
ferahlamak için
ağlayacaksın için için

gidemeyeceksin bir yerlere
dolamayacaksın, taşamayacaksın
hasret değil mi bu, al işte!
kendi kendine gülüp ağlayacaksın
sen kendi köşende
vaktin geldiğinde
sızım sızım sızlayacaksın
inim inim inleyeceksin
yüreğine bir avuç su serpilsin diye
ferahlamak için
ağlayacaksın için için

zaman başımın tacıdır

7 ay önce:

heeeyy maşallah dedi çok sevinerek ve hemen tabağıma yemekleri koydu. en sevdiğim yemek kabak dolmasıdır dedim ben de. çok mutluydum gülüştük baya. günler sonra yediğim ilk yemeği kahkahalarla yedim.
elimdeki damarlara baktıkça hatırlıyorum.

7 ay sonra:
elime bile bakmayı unutmuşum.


zaman, akıp geçiyor. herşeyin ilacısın sen, dem.

adım evliyası

Hiç kimse ile yanyana, beraber yürüyemiyorum. Yürüsem bile o insana çarpıyorum. Tek yürüdüğümde de başka yerlere çarpıyorum, düşüyorum. Bacaklarım o yüzden hep mordur benim.

Küçükken de çok düşerdim. Her evin, her kişinin bir  evliyası olurmuş. Büyükler öyle der. Bende adım evliyası yokmuş ama. Zamanında adım evliyası sağ omzumda konuçlansın diye adaklar, dualar adamışlığımız vardır annemle. Olmadı ama ben sürekli dizimi kanattım, düştüm, bir yerlere çarptım. Annem der hatta, ben gelin olduğumda bile bacaklarım mor olacakmış.

Ama bu bacaklar koşmamı sağladı. Herkes yavaşken, ben hep koştum. "Koş, yoksa düşersin Sanem" demişti bana ilkokuldaki öğretmenim. Hiç unutmam. Tabii o bana çok anlamlar yüklemiş olmalıydı, başarmak için koşmak gerekliydi o zaman anladım.

Fakat, benim ayağım yere basmıyor yürürken. Havada süzülür gibi yürüyorum. Aklım değil, ayaklarım bir karış havada sanki. Kızar bana bazen arkadaşlarım, yere sağlam basarak yürüyeyim diye. Hele avareysem, hele yine farklı dünyalardaysa kafam... bazen bacaklarımı ben bile hissetmem. Topuklu da o yüzden çok giymem, ayağım yerden kesiliyor, o zaman çok heycanlanıyorum. Nefesimi kesen bir durum bu benim için.

Bugün yine düz ayakkabı giyeceğim ben, yere yakın olmak için. Adım evliyası yanımda olsun.

41 kere!!!!

boncuk bu boncuk buna nasıl kıycan çok tatlı çok da şeker çok da efendi oy kurban olsunlar seni yaradana seni veren allaha aman da aman pek  de şeker pek de kibar pek de narin pek de akıllı maşallah bize de senin gibi bir kısmet düşer inşallah nasıl da becerikli nasıl da hamarat nasıl da marifetli tüüüüü maşallah o gözlere o dillere o endama boya posa ooyyy kurban olsunlar seni yaradana...

tüüüüü 41 kere maşallah!
Kendimi kadın gibi hissedemediğimde,
güçlü olmak zorunda kaldığım zamanlarda,
dizim kanadığında
biraz bu şarkı...

pina'ya övgü

Uzun zaman bekledim bu filmi izlemeyi. Önceleri Wim Wenders yönettiği için( kendisi Buena Vista Social Club ile gönlüme taht kurmuştur) yerimde duramadım. İzleyemedim bir türlü filmi neyse...Sonrasında da 2011 İstanbul Film Festivali'nde gösterimi yapıldı. Tabii ki bilet bulamadım. Şimdi, 29 Nisan itibariyle sadece iki haftalığına vizyonda bu film.

Normalde çok film övmeyi seven biri değilimdir. Kolay kolay da bir filme alışmam zaten. Bu biraz farklıydı.

Bir kere müzikler insanı transa geçiren cinsten. Yeri, ritmi...o kadar doğru ki. Pina Bausch'un dans stili zaten bambaşka ve bu müziklerle bir araya gelince daha da farklı bir tat bırakıyor insanda. Bedeninizi daha farklı algılamaya başlıyorsunuz, yer yer acıyor deriniz, geriliyor, zaman zaman da süt gibi oluyorsunuz. Duru ve sakin, kolay...

Filmde bahsedilen elementler(su, taş, toprak) çok doğru anlatılmış. Süse gerek kalmadan olduğu gibi kullanılmış bu elementler, insan algısını zorlamıyor kesinlikle. Ama farklı bir görsellik hakim. Kostümlerde de aynı şey geçerli. Düz renk ip askılı bir ipek elbisenin bu kadar naif ama etkili durabileceğini ben bu filmde gördüm.

Film, mekanlarıyla, müzikleriyle, danslarıyla hem insanın içini titreten, hem kolay anlaşılabilen bir film. Müziklerin çoğunu Jun Miyake yapmış, kendisiyle de böylece tanışmış oldum, bahtiyarım.

Pina, insanı anlatan bir film. Duru, utangaç, güçlü bir insanı ama.

Fragman için:

http://vimeo.com/17772908?ab


Bir kaç da güzel müzik gelsin size:

http://www.youtube.com/watch?v=SZAaNlv6zZs&feature=related


http://www.youtube.com/watch?v=U2cwhMbsqUQ&feature=feedf


http://www.youtube.com/watch?v=OjB-vx3I-TU