üzerinize afiyet üzerinize atlasam?

kaçar mısınız benden?
üzerinize atlasam
nur topu gibi sevinç doğursam
söksem atsam kötü huylarımı
kötü yanlarımı
kötü çırpınışlarımı
ciğerimden, bağrımdan
üstelik bunları da yaparken
bağırmadan
uzaklaşır mısınız yanımdan, yöremden
vazgeçsem tüm adetlerimden de
yine bulsa yerini onlar bir bir
gelsem gelsem üzerinize
titresem her bir zerrenize
koşar adım kaçar mısınız ki çevremden
ne bileyim işte
yanımdan
yöremden



kör biye mi döneyim, pervaz mı?

Kumaşımız kaldıysa pervaz dön. Yoksa kör biye de iyidir.

Güya tasarım sektöründeyiz, modacıyız falan. Yalan yahu yalan, öyle londra sokak modasından fırlamış gibi giyindiğimize, entellektüel kişiliğimize falan bakmayın yani hepimiz burda kalıpçısıyla, dikişçisiyle, pensle (kimi zaman sasonla), garniyle haşır neşiriz. Ha cumartesi gelir, çıkarız Taksim'e, tanımayız kimseyi o ayrı. Haftanın 6 günü böyle ama. Açık olalım, birbirimizi kandırmayalım.

Dört yıl üniversitede vay efendim postmodern sanattır, yok efendim kompozisyon mantığı nedir, bauhaus ekolü kimdendir meyli nedir falan bunları çalıştıktan sonra zannediyorsun ki bulunduğun ortamlarda da bu tarz konulardan dem vurulacak. Yok öyle bir şey! Hepimizi kandırdılar, yazıklar olsun.

Ben son derece boynu bükük, kalbi kırık bir insanım şu sıralar. Haftanın 6 günü tam gün çalıştım birkaç haftadır. Ve de bayramda da çalışıyorum. Moda sektörünü kurtaracak akla sahibim! Ama gücüm kalmadı. Uyukluyorum resmen. Yaşamak bu değil. Bayramda annemler de yok zaten gelmeyeceklermiş İstanbul'a, acayip kılım.

Sıradaki şarkı, yeniyetmeliğimize gelsin o halde. Mümkün olan her hatayı yapan, çıkış yolunun nerede olduğunu bulmaya çalışan taze, körpecik fidanlara gelsin.

Düz boy ipliğine dikkat edin ha bu hayatta. Ona göre tutun makası.

İyi bayramlar herkese:)





one line project

I did these sketches when I was working in my previous job. Everyday I sketched a person with using only one drawing line . Most of these persons are my imagination but some of them are real . Like me, I draw myself too.

When I put them together, it is just like one big project called "One Line". Here are they, just a few. Hopefully I will draw some more.

Cheers!
















hello, hi there, welcome to my world

YOU WILL SUFFER !

there is no easy way out to live with me.

temiz çarşaf uykusu


bir yerden bir yerlere
telaşla, neşeyle, kederle geçerken gün biter
hüzün çöker akşam vakti
kimi zaman keder yerine coşku
gelir baş köşeye kurulur
akşam vakti
 
hep bir telaş sende
hep hayatı kaçırma korkusu
geçmiyor gözlerinden geçmişlerinin buğusu
gece vakti, seher vakti, ikindi vakti
isminin diğer hali
temiz çarşaf uykusu

uyanmayacağım ki sen ayık kal


gözümü açarsam beni izlemeyi bırakacak mısın?
 
gece geç vakit biliyorum, yorgunsun onu da biliyorum. ama işte ben de uyuma numarası yapıyorum ki gözlerin rahat rahat izleyebilsin bu uykuyu. doya doya bakmak istiyorsun biliyorum, hani fırsat da vermiyorum buna. huyumdan mıdır nedir bilmem, kaçıyorum her zaman. uyuyorum şimdi ki sen rahatça izle bu uykuyu.
 
bu oyunda, gözümü açarsam, beni izlediğini yakalarsam, bana bakmayı bırakacak mısın?




aman bir bahça

İnternette bir imajın üzerine tıkladığın zaman o imaj büyümezse, s.ktir ediceksin o görseli!
Ha bu insanlarda da böyle. Dokunduğunda, el uzattığında karşındakine, açılıp saçılmazsa sana onu da unutacaksın.

Aman bir bahçaya giremezseeeennn durup seyraaaan eylemeeee diye boşuna dememiş İbrahim Tatlıses.

sevme yanarsın

Bir zamanlar seviliyorduk. Güzel şeydi sevilmek kardeşim.
Şimdi bir nefrettir gidiyor hayat. Çocukken yanağımız sıkılırdı hani, nicedir sarılanımız bile yok. Birinin elinin yüzümüze değmesi nasıl bir histi sahi?

Gülümsemek neydi? Somurtanlar arasında düştük. Oflar, puflar anlamlı şimdi. Ofladıkça pufladıkça büyük işler yapmış havası veriyoruz kendimize halbuki mağrur bir tebessümün yerini ne alır bu hayatta?

Ne alır bu hayatta sevilmenin yerini? Sivilceler mi çıksın alnımızda, aklar mı düşsün saçlarımıza, üzülelim mi boyuna, habire, hep...

Kucak açtım ben bu hayata. Ama yeri gelir kollarımı bile kesmesini iyi bilirim.
Sarıldığım bir ağacım vardı işte, arada ona sevinirim.

ağaç

yüzyıllık ağaçlar gibiyim şimdi
köklerim, gövdem, dallarımla

havada süzülen bir yapraktım önceleri
konamadan
hissedemeden yerin varlığını
tozuna karışamadan hayatın
geçip gidiyordu vakit
bir o yana
bir bu yana
boşa


kabuklarımı yuğdum sularınla
daha derinlere kök sala sala
yüzyıllık ağaçlar gibiyim ben şimdi
toprağımın adı sen olduktan sonra




türkiye'de moda ve alt kültür

TÜRKİYE’DE MODA VE ALT KÜLTÜR

İngiltere’de moda sektörünün önde gelen isimlerinden biri ve aynı zamanda “The Gentlewoman” dergisinin de Genel Yayın Yönetmeni olarak tanıdığımız Penny Martin, geçtiğimiz günlerde İstanbul Moda Akademi’sinde British Council’in katkılarıyla yapılan Genç Moda Girişimcileri Yarışması’nın juri üyeliğini yaptı. Jürinin ardından Türkiye’nin genç ve başarılı moda tasarımcılarından Gamze Saraçoğlu  moderatörlüğünde kendisi ile çok keyifli bir panel gerçekleştirildi.

Söz konusu moda, tasarım ve görsel sanatlar olunca, laf dönüp dolaşıp bir şekilde kültürlere ve bu kültürlerin oluşturduğu kimliklere, moda alanındaki etkinliklere, sosyal yaşama da el atmış oluyor. Penny Martin Londra’daki alt kültürlerden bahsederken, İstanbul’da Londra kadar alt kültür anlamında çeşitlilik olmadığını söyledi ve lafına şu cümle ile devam etti “Varsa eğer beni düzeltin”. Ben de dahil olmak üzere hiçbirimiz kendisini düzeltmedik ne yazık ki.

Birkaç dakika sonra kendisiyle birebirde kaldığım zaman dilimi içersinde bu konulara ufak çaplı değindik. Kendisine, Türkiye’deki alt kültür zenginliğinin belki dünyanın bir çok kentinden çok daha çeşitli olduğunu verdiğim örneklerle belirttim. Kendisi ilk defa İstanbul’u ziyaret ettiğinden, O’na yeni gelen bu konulardan bahsettiğim için hem çok heyecanlandı hem de  Türkiye’deki alt kültürler adına kafasında birkaç bir şey canlanmış oldu zannediyorum.

Türkiye’de alt kültür

Moda tarihi’ne baktığımız zaman, gerek üniversitelerin gerek diğer kurumlarda ders veren eğitmenlerin ders içerikleri Avrupa’daki Moda Tarihi ile sınırlı kalmaktadır. Türkiye’nin moda tarihine değinilmediği gibi, buna çoğu zaman gerek bile duyulmamıştır ne yazık ki. Her ne kadar Batı Avrupa’nın gerek  kostümleriyle, gerek sokak kültürleriyle moda alanında çok da renkli bir altyapıya sahip olduğu kabul edilse de, Türkiye’nin  Moda Tarihi’nin hem Osmanlı devri hem de Cumhuriyet devri olarak iki farklı dersle anlatılması gerektiği kanaatindeyim.
Batı Avrupa ya da Amerika’daki akımlara ve alt kültürlere baktığımız zaman modanın, müziğin, sosyal çevrenin ve ekonomik statülerin hep birbiriyle paralel giden ve birbiriyle uyuşan öğeler olarak görmekteyiz. Yakın tarihe baktığımız zaman söz gelimi, Punk akımının temsilcilerinin hem yaşam bakımından, hem müzik bakımından hem de moda alanında anarşist ve provokatif bir tutum sergilediklerini görüyoruz. Saçlarıyla ve makyajlarıyla yaptıkları çılgın ötesi efektler, vücutlarına yaptırdıkları piercing ve dövmeler, giydikleri deri metal ceketlerle beraber sosyal alanda gösterdikleri anarşist faaliyetler bütünü yapan ufak parçalar olarak gözlemlenebilir. Londra merkezli Punk akımına benzeyen bir başka bütün olarak nitelendirebileceğimiz 70’lerin New York’unda Central Park’da takılan “Çiçek Çocuklar”dır. Barıştan yana olan tavırlarını her fırsatta dile getiren ve materyaliteden çok ruhaniyete önem veren bu gençlerin de tutumları giydikleri kıyafetlere, yaşam tarzlarına ve dinledikleri müziklere oldukça net bir şekilde yansır. Budizm ahlakının getirmiş olduğu hümanist ve barışçıl inançlara oldukça bağlı kalmaları, günlük kıyafetlerinde genellikle ikinci el kıyafetleri seçerek savurganlığı önlemeleri( bugünkü vintage akımının kaynağının Hippie’ler olduğu bir gerçektir)  düşünce yapısındaki tutarlılık bakımından modayı ve inanç kültürünü bir araya getiren öğerlerdir. Daha farklı örnekler vermek gerekirse, glam rock akımı, indie’ler, geek’ler, hipster… gibi akımlar yeni dönemlerde ortaya çıkan akımlara örnek olacaktır. Dünyada ilerleyen akımlar bu yönde.
Türkiye için düşündüğümüz zaman, tarihe bakıldığında, alt kültür olarak çok farklı kimliklerle karşılaşıyoruz. Özellikle Osmanlı tarihi adına pek çok alt kültürün Osmanlı kültürüyle nasıl harmanlanıp bir araya getirildiği, bu sürecin nasıl ilerlediği derslerde pekala işlenebilirdi. Osmanlı devrinde sözgelimi dini alt kültürlerden Müslümanların, Hristiyanların(Ortodoks başta olmak üzere Katolik Kilisesi’ne mensup kültürü de incelemek üzere), Yahudilerin kıyafetleri, renkleri, yaşam biçimleri derslerde incelenmelidir. Ya da Saray üyeleri ile Esnaf halkın kıyafetleri karşılaştırılabilir, öğrenciler bu karşılaştırmalardan tezler yazabilmelidir.
Cumhuriyet Dönemi’ne geldiğimizde, neden Cumhuriyet Kadınları bir alt kültür olmasın? O dönemin kadınları, dinledikleri müzikler, belki yaşadıkları değişim ve evreler ve bunların kıyafetlerine yansımaları neden incelenmemiştir? Tabii ki Batı etkisinde kalınan bir değişim söz konusu burada fakat doğru araştırmalar yapılırsa bu etkilerin Türk kadınına ve giyimine nasıl etki ettiğini görmek mümkündür. Unutmamak lazım gelir ki, Poiret de Binbir Gece Masalları’dan esinlenerek bir dönemin modasını Doğu kültürüyle sentezleyerek Paris kadınlarını giydirmiştir.
Daha da farklı örnekler verilebilir pekala; 70’lerdeki Yeşilçam furyasının, 80’lerdeki politik tutumların, 90’larda özellikle Yonca Evcimik, Sezen Aksu, Tarkan gibi şarkıcıların modayı nasıl etkiledikleri tartışılabilir, konuşulabilir. Ülkemizde Kurt Cobain gibi isimler yetişmediyse de hangi 90’lı çocuk “Aboneyim Abone” furyasından etkilenmedi ki?
Her şeyi bir kenara bırakalım, bu ülkede kültürel farklılıklardan çıkan birçok zenginlik söz konusudur. Farklılıkların bir araya getirdiği Türkiye’nin zenginliklerinin moda tarihi açısından da incelenmesi gerektiğinin kanaatindeyim. Yüzümüz Batı’ya dönük fakat oradaki trendleri birebir takip etmenin mesuliyetinin ileride çocuklarımıza bırakacağımız özgünlükleri kısıtlayacağı düşüncesi tedirgin edici boyuttadır. Bu yüzdendir ki, Türkiye’de Moda Tarihi, üniversitelerin ilgili bölümlerine kazandırılması gereken bir ders olmalıdır.

Sanem ODABAŞI