türkiye'de moda ve alt kültür

TÜRKİYE’DE MODA VE ALT KÜLTÜR

İngiltere’de moda sektörünün önde gelen isimlerinden biri ve aynı zamanda “The Gentlewoman” dergisinin de Genel Yayın Yönetmeni olarak tanıdığımız Penny Martin, geçtiğimiz günlerde İstanbul Moda Akademi’sinde British Council’in katkılarıyla yapılan Genç Moda Girişimcileri Yarışması’nın juri üyeliğini yaptı. Jürinin ardından Türkiye’nin genç ve başarılı moda tasarımcılarından Gamze Saraçoğlu  moderatörlüğünde kendisi ile çok keyifli bir panel gerçekleştirildi.

Söz konusu moda, tasarım ve görsel sanatlar olunca, laf dönüp dolaşıp bir şekilde kültürlere ve bu kültürlerin oluşturduğu kimliklere, moda alanındaki etkinliklere, sosyal yaşama da el atmış oluyor. Penny Martin Londra’daki alt kültürlerden bahsederken, İstanbul’da Londra kadar alt kültür anlamında çeşitlilik olmadığını söyledi ve lafına şu cümle ile devam etti “Varsa eğer beni düzeltin”. Ben de dahil olmak üzere hiçbirimiz kendisini düzeltmedik ne yazık ki.

Birkaç dakika sonra kendisiyle birebirde kaldığım zaman dilimi içersinde bu konulara ufak çaplı değindik. Kendisine, Türkiye’deki alt kültür zenginliğinin belki dünyanın bir çok kentinden çok daha çeşitli olduğunu verdiğim örneklerle belirttim. Kendisi ilk defa İstanbul’u ziyaret ettiğinden, O’na yeni gelen bu konulardan bahsettiğim için hem çok heyecanlandı hem de  Türkiye’deki alt kültürler adına kafasında birkaç bir şey canlanmış oldu zannediyorum.

Türkiye’de alt kültür

Moda tarihi’ne baktığımız zaman, gerek üniversitelerin gerek diğer kurumlarda ders veren eğitmenlerin ders içerikleri Avrupa’daki Moda Tarihi ile sınırlı kalmaktadır. Türkiye’nin moda tarihine değinilmediği gibi, buna çoğu zaman gerek bile duyulmamıştır ne yazık ki. Her ne kadar Batı Avrupa’nın gerek  kostümleriyle, gerek sokak kültürleriyle moda alanında çok da renkli bir altyapıya sahip olduğu kabul edilse de, Türkiye’nin  Moda Tarihi’nin hem Osmanlı devri hem de Cumhuriyet devri olarak iki farklı dersle anlatılması gerektiği kanaatindeyim.
Batı Avrupa ya da Amerika’daki akımlara ve alt kültürlere baktığımız zaman modanın, müziğin, sosyal çevrenin ve ekonomik statülerin hep birbiriyle paralel giden ve birbiriyle uyuşan öğeler olarak görmekteyiz. Yakın tarihe baktığımız zaman söz gelimi, Punk akımının temsilcilerinin hem yaşam bakımından, hem müzik bakımından hem de moda alanında anarşist ve provokatif bir tutum sergilediklerini görüyoruz. Saçlarıyla ve makyajlarıyla yaptıkları çılgın ötesi efektler, vücutlarına yaptırdıkları piercing ve dövmeler, giydikleri deri metal ceketlerle beraber sosyal alanda gösterdikleri anarşist faaliyetler bütünü yapan ufak parçalar olarak gözlemlenebilir. Londra merkezli Punk akımına benzeyen bir başka bütün olarak nitelendirebileceğimiz 70’lerin New York’unda Central Park’da takılan “Çiçek Çocuklar”dır. Barıştan yana olan tavırlarını her fırsatta dile getiren ve materyaliteden çok ruhaniyete önem veren bu gençlerin de tutumları giydikleri kıyafetlere, yaşam tarzlarına ve dinledikleri müziklere oldukça net bir şekilde yansır. Budizm ahlakının getirmiş olduğu hümanist ve barışçıl inançlara oldukça bağlı kalmaları, günlük kıyafetlerinde genellikle ikinci el kıyafetleri seçerek savurganlığı önlemeleri( bugünkü vintage akımının kaynağının Hippie’ler olduğu bir gerçektir)  düşünce yapısındaki tutarlılık bakımından modayı ve inanç kültürünü bir araya getiren öğerlerdir. Daha farklı örnekler vermek gerekirse, glam rock akımı, indie’ler, geek’ler, hipster… gibi akımlar yeni dönemlerde ortaya çıkan akımlara örnek olacaktır. Dünyada ilerleyen akımlar bu yönde.
Türkiye için düşündüğümüz zaman, tarihe bakıldığında, alt kültür olarak çok farklı kimliklerle karşılaşıyoruz. Özellikle Osmanlı tarihi adına pek çok alt kültürün Osmanlı kültürüyle nasıl harmanlanıp bir araya getirildiği, bu sürecin nasıl ilerlediği derslerde pekala işlenebilirdi. Osmanlı devrinde sözgelimi dini alt kültürlerden Müslümanların, Hristiyanların(Ortodoks başta olmak üzere Katolik Kilisesi’ne mensup kültürü de incelemek üzere), Yahudilerin kıyafetleri, renkleri, yaşam biçimleri derslerde incelenmelidir. Ya da Saray üyeleri ile Esnaf halkın kıyafetleri karşılaştırılabilir, öğrenciler bu karşılaştırmalardan tezler yazabilmelidir.
Cumhuriyet Dönemi’ne geldiğimizde, neden Cumhuriyet Kadınları bir alt kültür olmasın? O dönemin kadınları, dinledikleri müzikler, belki yaşadıkları değişim ve evreler ve bunların kıyafetlerine yansımaları neden incelenmemiştir? Tabii ki Batı etkisinde kalınan bir değişim söz konusu burada fakat doğru araştırmalar yapılırsa bu etkilerin Türk kadınına ve giyimine nasıl etki ettiğini görmek mümkündür. Unutmamak lazım gelir ki, Poiret de Binbir Gece Masalları’dan esinlenerek bir dönemin modasını Doğu kültürüyle sentezleyerek Paris kadınlarını giydirmiştir.
Daha da farklı örnekler verilebilir pekala; 70’lerdeki Yeşilçam furyasının, 80’lerdeki politik tutumların, 90’larda özellikle Yonca Evcimik, Sezen Aksu, Tarkan gibi şarkıcıların modayı nasıl etkiledikleri tartışılabilir, konuşulabilir. Ülkemizde Kurt Cobain gibi isimler yetişmediyse de hangi 90’lı çocuk “Aboneyim Abone” furyasından etkilenmedi ki?
Her şeyi bir kenara bırakalım, bu ülkede kültürel farklılıklardan çıkan birçok zenginlik söz konusudur. Farklılıkların bir araya getirdiği Türkiye’nin zenginliklerinin moda tarihi açısından da incelenmesi gerektiğinin kanaatindeyim. Yüzümüz Batı’ya dönük fakat oradaki trendleri birebir takip etmenin mesuliyetinin ileride çocuklarımıza bırakacağımız özgünlükleri kısıtlayacağı düşüncesi tedirgin edici boyuttadır. Bu yüzdendir ki, Türkiye’de Moda Tarihi, üniversitelerin ilgili bölümlerine kazandırılması gereken bir ders olmalıdır.

Sanem ODABAŞI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder