o kadın da biraz benim

Bir kadın vardı, cesaretsiz olarak adlandırılan ve belki de bu yüzden de o odada geçirdiği zaman boyunca hep hor görülen ve eksik, gedik, yarım bırakılan bir kadın.  Cesur olması gerekiyordu, başkalarının gözlemlerine göre. Cesaretin bir gramı bile yoktu bünyesinde. Halbuki ben O'nda, birçoklarında bulunmayan taşkınlığı ve açıkyürekliliği net bir şekilde görebiliyordum.

-Özne olan "O Kadın". Bahsi geçen şahısla aynı.

Bana da sorarlardı, zaman zaman. Cesaret gerekli ona kendini savunmak için , değil mi ama , diye. Başkalarına karşı aklınla, zihninle değil de dilinle savaşmak ve sövmek için cesaret gerekliydi. Eğer cesur değilsen de zaten kaybetmeye mahkumdun. Öyle miydi bilemedim.

-Bilemeyen benim. Öznesi benim bu hikayenin.

Ama birden kendimi küçücük hissettim, kelimelerle karşımdakine savaş açmadığım için. Büküp büküp karşıdakine fırlattığım cümleler bana bumerang gibi geri dönmüştür zaten hep. Ok gibi fırlatıp saplayamadım kimsenin içresine sözlerimi. Söylerken bile benim dilim acırdı, bırak karşıdakinden kan akıtmayı... Bunları düşündükçe, dedim işte, o zaman sen de cesur değilsin. Sonra o küçük kadını korumak için, biraz da kendimi aslında, dedim, her insanın cesaret gösterdiği alan farklıdır. Kimi anne olmayı seçer, o da bir cesarettir, kimi aşık olmayı, kimi saçmalamayı, kimi kavga etmeyi, kimi uzak ülkelere gitmeyi... Bunu söyledikten sonra insanlığımızdan utandım. Ne yaparsak yapalım birileri hayatta hep tatminsiz ama biteviye talepkar olacak zaten.
Niye kendimizi üzelim?

"Kendimiz"'e yöneltimden çıkacak özneler: O kadın ve ben.

O kadın bunlardan bir tanesini mutlaka-çoktan yapmıştır zaten.

O kadın: Ben
zaten ne gerek vardı şu yürüyen merdivenlere
ayağımın altından akıp giden siyah bir zemine
lüzmu yoktu onun beni taşımasının, ileriye
zaten de ben isterken dönmek geriye

sokak direği

yaklaşır gibi işte bir yerden başka bir yere
el uzatır gibi bir koldan çıkan hareketle
parmağını uzatır gibi
gösterir gibi karşıdaki ismi, cismi ya da her neyse
ne denilirse
ne denilebilirse, kendisine
uzatırken elini tekrar gerisin geri çekercesine
dili var, ağzı var, sözü var, kelimesi var tonla ama
dilsizmiş gibi
işte konuşamamış da susmuş gibi hani
hani var ya şu bizim sokakta boylu poslu yakışıklı bir elektrik direği
onun gibi uzun, biraz ince
onun grisi gibi solgun
hani kendinden başka bir yeri aydınlatmayan şu sokak direği
hain gibi şu sokak direği
oysa ki sadece yalnız
ama yapayalnız şu sokak direğini işaret eder gibi
öyle yalnız bir şeyi çok kılar gibi
gözüne sokar gibi tüm gerçekliğini
öyle işte
hani
parmağını çekince
yalnızlığına dönecekmiş gibi
diyorum var işte bir şeyi
var
bir derdi, kederi
var gibi de
söyleyememiş gibi
kalmış orda öylece o cağnım
yakışıklı sokak direği

annem gibi

Anneme benzedim. O da işten döner dönmez daha üstünü başını değiştirmeden yemek yapmaya başlardı ki gecikmeden ve de kuvvetini de yitirmeden sofrayı hazırlasın, karnımızı doyursun. Çalışan, hem de çok çalışan ve iki çocuk sahibi bir kadındı O ve evde kurtlar gibi aç 3 şahsı doyurmakla da yükümlüydü. Üstelik hayat boyu.

Ben şimdi şimdi anlıyorum bunun ne kadar zor bir görev olduğunu ve sebat etmek gerektiğini. Kendimi bile işten dönünce zor doyururken annemin yaptığı şimdi bana çok zor ve uzak geliyor.

Üzerine yağ kokusu siner miydi yemek yaparken pek hatırlamıyorum. Zaten böyle şeyleri kafaya takacak kadar önem vermezdi. İyi ki vermedi, ben de onla beraber kafama takmamayı öğrendim bazı şeyleri. En azından soğanlı yemek yapmaktan çekinmedim. Ya da sarımsaklı yoğurt yemekten. Doğal antibiyotiğimi anneciğim hep doğal yollardan verdi zaten. Ama bazen, işte belki onun için de en zor olan kısım buydu, dalgınlıkla üzerine bir şeyler döktüğünde ya da üstündekiler bir şekilde kirlendiğinde, ertesi günün sabahında işe giderken giyeceği şık bir gömleği, pantolonu bulmakta zorlanır ve hafiften dudağını bükerdi. Ardından gelen bir "TÜH" ... O zaman içim parçalanırdı benim. Ama onun da bazen çaresini ben bulurdum sonra ne akıllı kız olduğumu söylerdi bana, sevinirdim işte.

Annemden uzaktayım ben şimdi. Sabahları işe giderken ne giydiğini göremiyorum ya da akşam evde ne yemek pişirdiğini. Ama her sabah ve her akşam O'nu büyük bir özlemle ve takdirle anıyorum.

Hem aşımda, hem işimde.
her meyhaneye gittiğinde kimseye etmem şikayet'i telefondan bana dinleten bir babanın kızıyım, daha başka ne isterim. onun sağlığını herhalde
Yani zaman geçti.

Doğduğımdan beri 22 yıl,
ilk aşık olmamdan bu yana 16 yıl,
saçımda ilk beyazımı gördüğüm günden beri 4 ay,
yeni bir işe başlayalı 18 hafta oldu.

İstanbul'a taşınalı 1 yıl ve hatta yeni bir eve de taşınalı 8 ay oldu.
5 gün oldu benim hayalimin gerçekleşmesine tanık olmam ve 1 hafta oldu sevdiğim memleketimde sevdiklerimle buluşmam, babamın dizinde koca halimle yatmam.

Ve bunun gibi daha nicesi. Ve bunların üzerine de kayda değer bin türlü olay daha oldu. Ama hepsi zamanla geçti.