top çiçeğim deste gülüm

Canım İstanbul'um! Badem şekeri!
Geçtiğimiz günlerde, çok uzun zaman sonra Mısır Çarşısı'nı gezme fırsatım oldu. İyi de oldu. Yaşadığım yerden farklı bir mekana ve zamana yolculuk ettim sanki. Rengarenk baharatlar, şıkır şıkır kumaşlar, yüksek kubbeli tavanlar. Beni alıp farklı yerlere götürdü.
Buraya kadar herşey hoş. Ama yazının bundan sonrasında dilimi birazcık sivri kullanacağım.
Mısır Çarşısı, esnafı ve ordaki çalışanlarınının kalitesizliği sonucu rezil bir yer aynı zamanda. Seni kazıklamaya çalışan kaba adamlardan tutun da, eğer ki beğenmeyip almazsan sattıklarını, senin kafana yediği antep fıstığının kabuğunu fırlatacak kadar öküz, kardeşi yaşında el kadar kıza asılacak kadar sapık ve aynı zamanda bir o kadar suratsız. Her an herkes sana kafa göz dalacakmış gibi gözüküyor. Korkutucu ve sevimsiz bir yer olabiliyor orası.
Osmanlı döneminde hoşgörünün, paylaşımın, esnaf kültürünün en güçlü sembollerinden olan bu çarşılara arada geçen yüzyıllar boyunca ne olmuş olabilir ki bu hale gelir? Ülke olarak nerde yanlış yapılmış olunabilir ki bu zihniyetle esnaflık geleneği sürdürülüyor? Üç üstüne iki de kendisinden verip müşterisini hoş tutan, babacan esnaf halkı nasıl bu hale gelebilir ve neden? Bu sorulara doğru cevaplar vermek lazım ve de doğru çözümler bulmak gerekli.
Yurtdışındaki pazarlara ve marketlere bakıyorum. Çiçek pazarları, bit pazarları, antika pazarları yüzyıllardır aynı yerde ve aynı samimiyetiyle duruyor. Halk, istediği zaman çiçeğini gidip çiçek pazarından kolaylıkla alabiliyor evi için, sevgilisi için, bahçesi için. Ben eğer yanımda erkek arkadaşım olmasaydı, Mısır Çarşısı'nın önünden dahi geçemezdim. Ki ordan baharat almayı çok istememe rağmen, üçe iki katan esnaf değil de üçü beş yapan esnafa olan korkumdan elimi bile sürmedim. Belki benim de kafama kuruyemiş kabuğu atarlardı hem, kim bilir!
Şimdi belki nice İstanbul'lu sırf bu ve buna benzer korkulardan ötürü bu tarz çarşılara, pazarlara uğramakta çekiniyor haklı olarak. Büyük bir zevkten mahrum bırakıldığımızı düşünüyorum; bence baharatını, kumaşını, altınını böyle çarşılardan almak büyük bir keyif. Bu keyfi biz ülke olarak yok ediyoruz, gıdım gıdım. Sırf daha güvende ve emin olmak için çiçeğimizi Koçtaş'dan alıyor, baharatımızı marketteki plastik torbalardan ediniyor, altınımızı da kuyumcudan değil de Atasay'dan falan alıyoruz. Alınabilir pekala, hepimizin de zamanı ve durumu çarşılara gitmek için elverişli olamayabilir. Lakin bu tarz kazıklanmalara, dolandırılmalara ve kaba tiplerle uğraşmamak pahasına, bir geleneğimizden ve kültürümüzden vazgeçmek durumunda bırakılıyoruz.
Kızgınım oldukça fakat çektiğim birkaç güzel fotoğraf yine de beni mutlu ediyor. Sizinle de paylaşıyorum.

Aynı kırgınlığı umarım bizim çocuklarımız yaşamaz.










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder