taş

şimdi ben buna yöneldiysem
eştiysem geçmişleri
kurcaladıysam
elediysem
didik didik ettiysem
buna neden olan şeylere dönmek gerekir yüzünü
bilmem ki nasıl desem
ceplerime elimi atıp
teker teker çıkarıyorsam taşları yerinden
fırlatıyorsam korktuğum denizlere
bunu yapabildiysem
atıyorsam silahlarımı sudaki canavara
unutmuşken tekrar hatırlayabildiysem
nasıl desem
sebebi sensin diye
suçu sana atıversem
taşın bir tanesini de sana fırlatıversem
kaçıversem

bu, şu, o vakit

geleceğim deyip de gelen oldu
olmadı değil
ümitsiz de geçti bu vakit
takatsiz
yorgun
ama o gelen ayakların
şen kahkaların
sesini de duydu bu kulaklar
işte o vakit
şundan korktu en çok
"ya bir gün gelmezse?"
dedi kendine
"ne yapar bu penelope?"
olur mu sana
ağlarsa kayaya dönüşen bir niobe?
şu vakit ki unutmayasın
yine de kalmasın yerde gönlün, hatrın
sen yine her dem, her daim
şen kahkalarla çıplak ayaklarla
gülüp oynayasın

bahar

Bir eteğin ayak bileklerimde rüzgardan dalgalanmasını ve bendeki hissiyatını hiçbir şeye değişemem. Bu yüzden o uzun etekleri giydiğim bahar ayları hep özel oldu benim için. Soğuk bir kırmızı gibi... Yakmayan güneşin teri sırtımdan akarken mutlu oluyorum çoğu zaman.