bir kahvelik aram var

çifte kavrulmuş
yandan çarklı
az şekerli
bol köpüklü
bir kahvelik aram var
sustum sustum
konuştum konuştum
koştum koştum
hayat gibi işte
yaptım yaptım
başka da bir dem yok
oldu bittiye gelmesin
suya da
sabuna da
toprağa da
göğe de değsin
ağaç gibi olsun
yer
gök
ufuk 
hepsi karışsın
toprağımın rengi boz
kara
al
bal gibi olsun bal!
sonra o gök
bin kere mavi
bin kere çivit dolsun
başka türlü hayat da 
olmaz olsun
bir kahvelik aram var
derleyip toplamak için
derlenip toparlanmak için
yaptım yaptım
koştum koştum
düştüm düştüm
zinciri de ben
kilidi de ben 
anahtarı da ben
ben 
benken
şu işin içine etmeden
bir kahvelik aram olsun
çıdamsızlık edenin de
yediği haram olsun





geçmiş, büyümüş, koca adam olmuşsun

ne zaman olmuştu?
tam olarak hangi ara
yüzünün şekli
kaşın
yerçekimine karşı koyamayan burnun
tam olarak
hangi zamanda yerine oturdu?
terin hangi ara kokmaya başladı?
saçının aldığı umursamaz haller
dünyayla arandaki bu temassızlık
hangi ara kuruldu?
nefes almayı ne ara becerdin?
başını kaşımayı?
ne ki
daha var bunun
yürümesi
koşması
konuşması
ağlaması
gülmesi
sevişmesi!
kaçırdım ben hepsini
bunların bütün hepsini
ne ara oldu da
göremedim hiçbirini

OLİMPİYATLARIN ARDINDAN


3 haftalık bir organizasyon.Dünyadan gelen bütün sporcuların altın madalya için yarıştığı mükemmel bir etkinlik. Mükemmel bir açılış ve aynı şekilde kapanış töreni. Coşku, sevinç, rekabet, hırs…Bütün hepsinin doyasıya yaşandığı 3 haftalık bu süreç geçtiğimiz günlerde bitti.

Olimpiyat aslında içinde bir süreci barındıran bir tanım. Bunun ön hazırlıkları ve başladığı andan itibaren yaşanılanlar ve hatta bittikten sonraki zaman dilimi de bir o kadar mühim. Peki olimpiyatlar moda sektörü anlamında geride neler bıraktı? Ne gibi yenilikler, farklılıklar ortaya koydu?

Takımların üniformalarından tüketici ürünlerine kadar uzanan geniş yelpazede inceleyebileceğimiz moda ürünlerinin skalası olimpiyatlar süresince çok farklı çeşitlilikler gösterdi. Ülkeler kendi tasarımcılarıyla çalışarak sporcularının formalarını tasarladı. İngiltere’nin formaları Stella McCartney, İtalya’nın Giorgio Armani ve Prada, ABD’nin formalarının ise Ralph Lauren tarafından tasarlanmış olması ülkelerinin ve dolaylı olarak o ülkenin kendine özgü stillerinin tanıtımında büyük rol oynadı. Bu tarz işbirlikleri ve beraber yürütülen çalışmalar ülkenin yerel tanıtımında çok büyük fayda sağlıyor. Ayrıca global düzeyde yapılan bir yerel tanıtımın belki de en güzel örneği olabilir. Bunun yanı sıra olimpiyat temalı birçok ürün de markalarda yer aldı. Peace Bombs bilezikleri de Olimpiyat logosundan ilham alarak yeni bileziklerini satışa sundu. Adidas, Nike gibi markalar İngiltere bayrağını tişörtlerde, şortlarda, ayakkabılarda fazlaca kullandı. Oakley gibi markalar takımlara sponsor oldu. Olimpiyat Köyü’nde ise küçük ölçekli butikler ve güzellik salonları ayrı bir yarış halindeydi. Telegraph gazetesinin belirttiğine göre Olimpiyat Köyü’ndeki P&G güzellik salonu 1000’den fazla İngiltere bayrağını çizdi tırnaklara. Londra sokaklarında bütün bu ürünler ve markalar 3 hafta boyunca yer aldı. Tam yerinde ve zamanında yapılan doğru satış taktikleri ve tüketicilere ürünler aracılığıyla bir hatıra bırakma ve yer edinme çabası doğru sonuçlanmışa benziyor.

Bu tarz örnekler moda sektörü için bu yaz oldukça hareket getirdi, orası kesin. Avrupa’daki krizden bir hayli etkilenen İngiltere için de özellikle bu canlılık oldukça yarar sağladı. Sonrasında bu dinamizmi kaybetmek istemeyen Başbakan David Cameron, İngiltere’ye ve özellikle Londra halkına bir çağrıda bulundu; “Evinize gidin ve alışveriş yapın!”. İngiltere bu 3 haftalık süreçte her ne kadar istedikleri verimi maddi anlamda alamamış olsa da çıtayı bir nebze olsun yükseltmeyi başarabildi. Bunun devamı nasıl sağlanabilir ya da Olimpiyat ruhu daha ne kadar muhafaza edilebilir?

Şimdilerde ise tüketiciler biraz daha geriye gitme ihtiyacı hissediyor. Bir ürün aslında yerinde ve zamanında değerli olduğu gibi, geçmişin de bir parçasıysa eğer retro ve vintage olması sebebiyle tekrar gündemin kıymetlisi olabiliyor. Bir takım tüketiciler Londra Olimpiyatları’na gözünü dikmişken, bazıları da Sydney Olimpiyatları’na ait baskılı bir eski tişörtün peşine düştü. Tüketicinin anılarıyla kurduğu bağı aldığı üründe hissetmesi çok mühim. Bundan sonraki olimpiyatlarda İngiltere bayrağını gözümüz arar mı bilemiyoruz, ama şurası kesin ki bundan bir 20 yıl sonra Londra olimpiyatlarını bize anımsatacak en ufak bir ürün bizi çok başka yerlere götürebilecek.

Moda ve güzellik sektörü için bu tarz organizasyonlar hem tanıtım, hem satış, hem de hatıra bırakma adına oldukça önemli. Daha farklı ne yapılabilir, daha özgün neler ortaya konulabilir bunları düşünmek de tasarımcılara ve markalara kalmış.








NAFİLE

Nafile:
Boşuna,
Beyhude.

Olanaksızlığa yakınlaşmış, çabalanıp olunabilememesi sonucu buruk bir durumu,
Olduramamazlığı,
Oluşturulamamışlığı barındıran bir kelime.

Nafile, soldan sağa dönsen
Sağdan sola yuvarlansan
İki adım ilerlesen
Üç kulaç koşsan yine boşa kürek sallamaktan öteye gidememezlik.
İçinde sitem barındıran, boynu bükük ama gururlu bir kelime.

Böyle kelimelere ihtiyacı var insanın. Çok hem de.

Şefkatli Şeftali

Şefkatli şeftalim
Balım
Senle biz nerelere gidelim?
Nerelere kaçalım?
Bizden iyisini biz nerde bulalım?
Hangi cehennemde arayalım?
Ya bir erikle karşılaşırsak!
Ah,
Ya yeşil
Papaz
Sert
Kabuklu ekşi bir erikle karşılaşırsak?
Peki ya şu kırmızı kütür elmalara ne demeli?
Onlar aralarında en beteri
Yemesi günah gibi
Suç gibi ismi, kelimesi
Üzüm mü dedin?
Bak çok yoruldum ben
Üzüm mü dedin?
O üzümler!
Ama ne dayanıksız
Ne hüzünlüler
Yer çekimine karşı koyamayan
Dalından alaşağı
Uzadıkça uzayan o üzümler
Onlar bizle gelemezler
Şefkatli şeftalim
Baharım
Arayalım senle biz bulalım
Ne koyduysak
Öteye
Beriye
Geriye
Hepsini çıkaralım