anne ben çok üzüldüm

ses etmedim ama
sitem de etmedim
kızdım, kırdım, dağıttım
ama şu odadan öteye gidemedi hırçınlığım
temiz hava almaya dışarı çıktım
kendime gelince tekrar geri döndüm sıkıntıya
göz de etmedim
naz da etmedim
bütün "of!"'ları içime çektim
hani ben pabuç dilliydim?
iki kelime edemedim
susmayı da beceremedim
havada asılı kaldı tüm kelimelerim
ne fenaymış bu haller
böylesi üzüntüler gerekli miymiş ki hem?
neyime lazımmış hem?
ne edecekmişim onları?
anne ben çok üzüldüm
durdursana şunları
şuramda duranları
devamlı güleyim ben

Wish For Thanksgiving

hello lovely boy
we could live with the moves of your messy hair
your biggest hands that this world could ever see
with your longest, strong but a liar nose
we could meet your dotted eyes
and your well rounded cheeks
which travels the whole universe rotating by itself
we could use the same language
but it's not enough to hear the same music
and capable to feel the same impulse
dear lovely boy
we could share our shreds
our blood and leison
we could run till we fall
a pack of golden berries would be enough for everything
i'm your mother's wish for Thanksgiving.

çeşitlemeli korku













Bilge Karasu'nun 5 ses için yazdığı metin. Bunlar da o metne ithaf edebileceğim çizimlerim.


dinlemek için: http://www.youtube.com/watch?v=XPQvnrm_8qw

okumak için: 

bir tüy,
bir telek
bir dalgın kuşun ardında bırakıverdiği havadan
oluşmuş gibi yumuşak, düşen, yere doğru;
bir tüy,
bir telek,
bir yaprak
bir güz dalından kopmuş
kopuvermiş
sarartılı
bir yaprak, yere değince kimsenin duymadığı, yeri,
taşı, toprağı bağırtmamış, incitmemiş,
bir tüy, bir telek, bir güz yaprağı
gibi düşmüş yerleşmişti içime
içerime, gönlüme, etime
k o r k u


BİR ÇIĞ GİBİ GELDİN ÜSTÜME

karıncalar gibiydim, düş karıncaları, ozan karıncaları
gibi
çıdamlı karıncalar gibiydim,
çıdamlı, dümdüz uzanan
uçsuz bucaksız engebesiz bir düzlükte

ÜSTÜME BİR ÇIĞ GİBİ GEL
DİN KENDİNE KATTIN BENİ

gözü, ayağı, bir yerlere takılmadan
hiçbir şeye yönelmeden
dümdüz uzanan bir toprakta
çıdamla
y ü r ü y e n
karıncalar gibiydim.


d u y d u m s e n i,
ö l d ü m s e n i!

SENİ SENİ SENİ
SENİ SENİ

gördüm duydum
yaşadım öldüm
yürümekten başka bir şey bilmeyen,
nereye, niye, neye gittiğini bilmeyen

bir yere gittiğini olsun bilmeyen
ozan karıncaları
g i b i y d i m
çıdamla yürüyen bu düzlükte, engebesizlikte.

SENİN YANIMDASIZLIĞIN BİR
SİLİK SUSKUYDU, GÜNSÜZ KA
RANLIĞIMIN KESER AÇARDI KA
PISINI, SESİN, YÜZÜN, YÜRÜMEN
Nereye gittiğini gene bilmeden
bir yere gittiğini olsun gene bilmeden
çıdamı da, yürümeği de unutmuş
b i r b ö c e ğ i m ş i m d i
çılgınca dönenen
durduğu
yerde.


görünmez engebeler örüldü
çepeçevre
çevremde
k or k u d a n

BİR ÇIĞ GİBİ GELDİN ÜSTÜME
KENDİNE KATTIN BENİ,
YUVARLANDIK BİR SÜRE


Zeytin gövdeleri gibiyim şimdi
toprağım ister al, ister boz, ister kara,
burulmuş erkeklikler gibiyim
a c ı i ç i n d e
k ı v r a n a n
düzlüklerinde gökyüzüne uzanıp gün ışığını
titreştiren, dünyayı düzgün aralıklara bölen
kavak duvarların-
d a n s o n r a

SONRA

suyu arayıp bulan kökleriyle, durmadan budanan
kollarıyla
su fışkırır gibi
yeniden toprağa dökülen dallarıyla yeşil yağmurunu
yağdıran
söğütlerden sonra,

SONRA
SONRA

yarık
yarılı
yarılmış tahtasıyla
kıvranan
buruk
burgun
bir zeytin gövdesi gibiyim
kuytularda,
eğimlerde,
suskun,
sessizlikler içinde, gümüş yeşil bir buğu altında,
buruk

b i r g ö v d e y i m ş i m d i

yemişi kararmayan

SONRA SONRA SONRA
YIKTIK KENDİMİZİ DE
Kuruyum göğe baktığım yerde,
buruğum yere baktığım yerde
korkuyla beslenerek korkudan!

BEN ÇIĞ OLDUM ŞİMDİ. SEN,
kar'ımdaki taş, karnım-
E T İ M D E K İ
daki, dokumdaki
K A M A

oysa korku kendi memesini

e m e r e k b ü y ü r ;

nasıl burmalı bu memeyi?
nasıl kurtulmalı
nasıl
nasıl
nasıl
korku-
nun südü olmaktan?

SENİ SENİ SENİ
SENİ SENİ
yaşadım duydum
öldüm

seni yaşadım, seni öldüm

uçurumun dibine
v a r a m a d ı m d a h a
parçalanıp, parçalayıp kurtulacağım yere.

Bir tüy,
bir telek gibi,
bir güz yaprağı gibi
k o p m a l ı
kuştan, ağaçtan, yeğnilikle, incelerek,
bağırmadan korkudan.


ANILARIM SENİN GELECEĞİN OLUYOR,
GERÇEKLİK DUYUSUNU YİTİRİP, UZAKTAN
UZAĞA HEP SENİN SİVRİLDİĞİN BİR PUS
İÇİNDE YAŞAMAĞA BAŞLADIĞIM ŞU ANDA.
SEN AĞAÇTAN SEN AĞACA KOŞUYORUM,
ARADAKİ PUSARIK BATAKLIKTA AYRIŞIP
YIVIŞAN GÜNLERİN HİÇLİĞİNDE.

başımıza bunlar da geldi

başımıza bunlar da geldi
koca bir bulut doldu doldu
kafamızın üstüne yağdı
içinde beynimiz eridi
sade beynimiz erise!
gözümüz de gitti elden
diğer gözleri göremedik önce
sonra renkler gitti elden
ne gelir elden
en sona eller kaldı
kemiklisiydi bazıları
bazıları abidin'in çizimleri gibiydi
ama onunkiler gibi tutamadık diğer elleri

yemelerimiz içmelerimiz kesildi
kursağımızdan kuru tükürükler geçti
bir somun ekmeği bölüşemedik
belki de ellerimiz olmadığından
tutacak parmaklarımız olmadığından
bir bardak suyu içemedik
bölüşemedik
halbuki hava bedava su bedava demiştik
bir portakalı koyamadık aramıza
soyamadık kabuğunu
suyunu çıkaramadık

kelimelerimizi sakladık
tek tek gitti merhabalarımız
sandıklarımız varmış meğer
koyduk ceviz ağaçlarının içine
üstüne de vurduk kilidi
ohh dedik
çok şükür bu da bitti

ayaklar gitmeyi biliyor da
gelmeyi beceremiyor bir türlü
ayaklarımızı da yitirdik yollarda
iğne gibi batmadı mı asfaltlar tabanlarımıza?
ne biçim kan aktı da
gıkımız çıkmadı
kabuk bağlayana kadar bekledik
gelsin de biri yolsun diye sonra

kulaklarımızı tıkadık isminize
biz verdirdik bu kararı kendimize
hüzünü de dinlemeyelim dedik
duyacaksak kahkaha duyacaktık
şarkıları da tek tek eledik
kapı zillerini duymazdan geldik

halimiz buyken bu oldu
başımıza talih kuşu yerine
ebabiller kondu
attıkları taşlar
ebrehe'yi değil
bizi vurdu







önün arkan sağın solun sobe

yatayım önüne
iki yoğur beni
üç okşa
beş öp
kaskatı kesilmiş bütün hücrelerimi al eline
tek tek oyna hepsiyle
sevmediklerini at
istediklerini de tut ama
avcunun içine al önce
biraz bak
biraz oyna
fırlat bir yerlere
sonra yakala
ben napayım sonra
yatayım mı biraz daha
ne bileyim
durayım mı az daha
uzanayım mı çok az daha
önüne
arkana
sağına
soluna

bazı bazı

Bazı şeyleri silmek kolay.
Bazı şeyler yazılamıyor bile.
Bazı şeylerin bahsi asla geçmez.
Bazı şeylere kulaklarımız tıkanır.

küsmek

nasıl kızayım sana
nasıl küseyim
kelimeleri dökmeme yardım etmişsin
iki laf ederken
beş bin sözcük oluvermişim
niye sitem edeyim sana
dolmuş dolmuş taşmışım
renklerimi içmiş mavi kuşlar
niye sitem edeyim sana
niye küseyim
ağulu taşları sökmüşüz beraber
atmışız koca denizlere
yerine bin tane çiçek dikmişiz
pembe
nasıl sırt döneyim sana
nasıl küseyim
ulan beter!
küsmeyi ben nerden bileyim?
nasıl becereyim?