alem ilde bir kurban keser

Yaklaşan kurban bayramı dolayısıyla sürekli bir kelimedir gidiyor şu sıralar hayatta; "kurban". Birçok dinde ve mitolojide de çokça yapılan bir tür ibadet aslında kurban kesmek, kurban etmek, kurban olmak.

Düşündürdü bu kelime beni. Hayvan haklarından dem vurmayacağım; 360 gün 300gr et yiyen ve kalan 5 günde hayvan haklarından bahseden çirkinlerden değilim. O ayrı bir mevzu, ayrı bir ikiyüzlülük meselesi. Ve ince düşünülmesi, diğer insanlar için de empati kurulması gereken bir konu.

Ben dilimizde bu kelimeyi nasıl kullanmışız, nasıl etimize işlemiş onu düşünüyorum şu sıralar. İlk aklıma annem geldi. Beni severken ya da üzüldüğüm zaman "sana kurban olurum, annen ölür sana" derdi. Üzerine laf söyleyemezdim ben de. Daha ötesi yok zira. Yakın zamanda da başka bir annenin evlat acısına şahit oldum. Dizlerini döverken "annen sana kurban olsun yavrum" diye ağlıyordu. Bin kere öldü, yaşayamadan.

Bir Kerkük türküsünde de şöyle der; "Alem ilde bir kurban keser, her gün kurbanı olsam ne var, ben ölsem nece?". Hatırlıyorum, türküyü ilk dinlediğimde bu cümle beni etkilemişti. Hikayesi vardır muhakkak bu türkünün de sanırım ölesiye aşık adam sevdiğine. Ölse de, kurban etse de kendini, biçare.

Hukuku olan bir kelime bu. Ölen, uğruna öldürülen, öldüren arasında bir hukuk'un var olduğu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder