tırman ağaçlara, düşeceksin


sen o adam değilsin
yazık sana
olmak istediğin adam değilsin
olamadığın adam zavallı
hastalıklı
sinirsek
Beş yaşındaki bebekten daha bebek
üstelik de ebleh
sen dört başı mamur evlerin
nohut oda bakla sofalarında büyümüş
yetişmişsin
şu akıp giden hayat var ya önümüzden
böyle bir telaşlarda
bir havalarda geçen
onu yakalamaya çalışmışsın
diyemiyorum ki sana kal böyle
olduğun gibi kal
otur oturduğun yerde diye
senin koşup
yere düşmen lazım
azcık dizlerinin kanaması
sonra yaralarının kabuk bağlaması lazım
hayatta herkesin sınavı başka
seninki de bu olmuş
ama sana yazık olmuş
yazıklar olmuş


bahtın karışmış bahtıma
ben hay bin şükür
çok şükür diyemeden daha
tırmanmışsın en uzun en yüksek ağaçlara da
toplamaya çalışmışsın meyvelerini hayatın
ama öyle kolay uzanılmaz o dallara
öyle kolay ememezsin şerbetini yemişlerin
her şeyin bir vakti var
her şey zamanla
sana bunları anlatacak ne doğru an'ım oldu benim
ne de senin dinlemeye isteğin
sen dirileriyle uğraşırken meyvelerin
ben ölülerimi gömüyordum toprağın yedi kat altına
sana bunları anlatacak değilim
hiç değilim
zaten bizim an'larımız olmadı
geniş zamanlara, geniş caddelere yayamadık tüm bunları
iki sokak değil miydi halbuki aramızdaki
hadi ben bilirdim de kendimi
hep bir telaştım, hep bir kaçıştım da
sen niye öyle çıktın
neden öyle çıktın da
en yüksek ağac'a tırmandın?

beş yaşındaki bebek'i unut sen şimdi
beş yaştı senle aramızdaki
beş yaş 
iki sokak
bin ağaç
o beş yaş öğretemedi mi sana bilgeliği
inceliği
efendiliği
halbuki ben öğrenmiştim
çoktan bilmiştim
senin tırmandığın ağaçların ismini

















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder