erler meydanı

Önce bende sıra
Bende
Ben alacağım seni baş köşeye
Oturtacağım önüme
Kucağım denilen yerime,
Yöreme getirteceğim iki ellerimle
Sıcacık sularda yuğacağım seni
Seni
Ellerini
Akça pakça yüzünü
Gözlerini
Alacağım ellerimin arasına avuç içlerini
Parmacıklarını yuğuracağım bir bir
Anan gibi mi seveyim seni?
Ne edeyim
Ne diyeyim bilemedim ki
Sonra tırnakların var ya
Kazır gibi hayatı
Kayaları
Taşları
Dünyada minicik ufacık
Ama sende kocaman kalmış
O koca tırnakların
Onları da keseceğim
Saçlarına gelecek sıra
Gönül ister ki dokunmayalım
Tavırlarını koysunlar hayata
Ama onları da enseden toplamak lazım
Sakallarına geldik mi işte tamamdır!
Köpük köpük olacak yanakların
Sonra pırıl pırıl
İki öptüm mü çukurlarından olmuş bil
Sıra bende dedim sana
Bende sıra
Ondan sonra yürü yallah
Erler meydanına


un helvası

Zaman bize ne öğretti genç adam?


Sen gittikten sonra biz neler öğrendik? Bak senden sonra ikinci un helvamı yedim bugün, iş yerinde. Evet. Bir işim var artık. Senle o serserilik yaptığımız günlerden bu tarafa çok sular aktı köprünün altından. Ama gözün arkada kalmasın, İstanbul'un canına okuyorum çapkınlıklarımla.

En son senin mekanında, senin evinde yemiştim bunu. Bir helva geldiydi ki önüme, kara mı kara, üstünde fıstığı ne boktandı bilsen. Nasıl zor geçmişti boğazımdan ama ne boktandı... Diyorlardı ki, güçlü olmamız içim yemeliydik. İçimize dikenler bata bata yiyorduk. Kimse ile göz göze gelmeye takatimiz yoktu.

Aylar geçti genç adam. Senin yokluğunda iki un helvası yemişim. Biri kara, biri bozdu. Birini evinde, diğerini işimde yedim genç adam. Arardın ya beni, akşam saatinde işten çıkacakken. "Planımız şu", derdin. "Şimdi sen patronun suratına tükürüyorsun, koşarak kaçıyorsun". Gülerdik birbirimize. Giderdik düğünlere. Kambersiz düğün olmaz derdik.

Kamber de derdik, hoşaf da derdik birbirimize. Gerrüzekalı kardeşin de olurdum. Olsam ya yine. Aptal olsam, salak olsam...
Zaman bize ne öğretti genç adam? Seni özlemekten, seni üzülmekten başka ne öğretti?

İki lokma helva yemeyi mi?

1404

Sizin de mi anınız oldu?
Siz de mi paylaştınız aynı suları,
aynı yudumları?
Siz de mi dinlediniz aynı şarkıları?
Baksanıza kaldı bende pis bir boğaz ağrısı
Ama ne biçim canım acıdı
Canımı nasıl yaktı
Halbuki getirsek şu birkaç ayı
Oturtsak şu baş köşeye
Görsek onları, o anları
Taa o zaman dinlemiştim bu şarkıları
Taa o zamandan bildim sizin ortaklığınızı da
Ses etmem ki ben
Susarım
Lakin o da iki anlamlı
Bilseniz bendeki nasıl bir can sıkıntısı
Nasıl bir kalp ağrısı,
dört duvar arası,
gecenin bir yarısı
Amaaan, diyorum öğlen vakti
Geri dönüyorum sıkılmaya sabahları
Siz öğrenmeyin başa sarmaları
Kendi başıma nerden sardıysam tüm bunları!


Bozarım ortaklığınızı,
Öğrenirsiniz o zaman
ortaları
ortada kalmaları.