un helvası

Zaman bize ne öğretti genç adam?


Sen gittikten sonra biz neler öğrendik? Bak senden sonra ikinci un helvamı yedim bugün, iş yerinde. Evet. Bir işim var artık. Senle o serserilik yaptığımız günlerden bu tarafa çok sular aktı köprünün altından. Ama gözün arkada kalmasın, İstanbul'un canına okuyorum çapkınlıklarımla.

En son senin mekanında, senin evinde yemiştim bunu. Bir helva geldiydi ki önüme, kara mı kara, üstünde fıstığı ne boktandı bilsen. Nasıl zor geçmişti boğazımdan ama ne boktandı... Diyorlardı ki, güçlü olmamız içim yemeliydik. İçimize dikenler bata bata yiyorduk. Kimse ile göz göze gelmeye takatimiz yoktu.

Aylar geçti genç adam. Senin yokluğunda iki un helvası yemişim. Biri kara, biri bozdu. Birini evinde, diğerini işimde yedim genç adam. Arardın ya beni, akşam saatinde işten çıkacakken. "Planımız şu", derdin. "Şimdi sen patronun suratına tükürüyorsun, koşarak kaçıyorsun". Gülerdik birbirimize. Giderdik düğünlere. Kambersiz düğün olmaz derdik.

Kamber de derdik, hoşaf da derdik birbirimize. Gerrüzekalı kardeşin de olurdum. Olsam ya yine. Aptal olsam, salak olsam...
Zaman bize ne öğretti genç adam? Seni özlemekten, seni üzülmekten başka ne öğretti?

İki lokma helva yemeyi mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder