suçsuzum

Bilemezdim, bilmiyordum ve benim bilmediğim daha nice şey, senin ezberin olmuş gibiydi.

Beni suçlayamazsın. İnsan bilmediğini anlayamaz, hissedebilir ama yeterli değil. Bunu anlamak bir yana dursun tahmin etmek dahi mümkün değildi.

Bilsem, yerini değiştirmezdim lambanın.

bu aralar buradayım, beklerim

Just in time you found me just in time
Before you came my time was running low
I was lost them losing dice were tossed
My bridges all were crossed nowhere to go
Now you're here now I know just where I'm going
No more doubt or fear I've found my way
Your love came just in time you found me just in time
And changed my lonely nights that lucky day

Just in time

Before you came my time was running low oh baby
I was lost them losing dice were tossed
My bridges all were crossed nowhere to go
Now you're here now I know just where I'm going
No more doubt or fear I've found my way
Your love came just in time you've found me just in time
And changed my lonely nights and changed my lonely nights
And changed my lonely nights and changed my lonely nights
And changed my lonely nights that lucky day




kov, koş, kovala

kovala
sen kovsan
ne ala!
herkes mi bilirmiş iki kaşının arasını
herkes mi görmüş senin ar'ını
bir benim mi gözüm kapalı kalmış
bir millet mi boğazlayabilmiş bütün gırtlakları?
öyle mi almışlar hayattan
insanlardan
canavarlardan hınçlarını?
bana sorsan yok öyle şeyler
bilmem siniri
kavgayı
atarı
bağırmaları
sana kimse öğretmedi mi sessiz çığlıkları?
uslu olmak sade çocuklara özgü bir şey değil hem
o da nerden çıktı?
sana kim anlattı tüm bu şımarıklıkları?

ama sen hep kovala
bütün hırsınla
iştahınla
açlığına
arsızlığınla
hep kovala
ben de kovarsam işte,
of'lardan oh'a geçerim
üstüne iki tek içerim
ulan lapa!
sen misin derdim?

anonslarla mı seslenmek lazım sana?
"hey sen! çembersiz, köşesiz, biçimsiz!,
sen işte sen! buraya!"
derhal buraya!
oralardan sana ne?
neyine senin?
şurası bile uzacıkken
bakmasana öyle
sana sesleniyorlar
bir baksana, sen!
buraya!

ama sen kovala
biteviye kovala
durmadan koş
kovala

sana dinlenmeler gelmeyecek hiç
kıpırtısızlık nedir bilemeyeceksin
kayıtsızlık cismin gibi olmuş ama
sürekli kendi sütünle beslediğin
her yeni günde yeniden doğurduğun
büyütmeden nicesine gebe kaldığın
sen,
düz ovalarda da değil
çimlerde hele hiç değil
asfalt gibi gri
solgun
çöp suyunu emmiş emmiş yüzeyine kusmuş
sert, çirkin, sevimsiz yollarda koşup duracaksın
dizlerin bile kanamayacak senin
acı dahi
sancı dahi hissetmeyeceksin
bu hayat bir sana kramplarını sunmayacak işte
şansın bu
kör olası bahtın da
geldi beni buldu

beterin oğlu!
içtiğin hangi su senin?
hangi lokmaları yedin?
nerde senin adabın edebin?
efendiliğin!
sendeki ama hep bir "gibiliğin"
adam gibiliğin
insan gibiliğin
sever gibiliğin de hani becerememişliğin
senin bana karışman da benim talihsizliğim

kovala sen kovala
ben de kovarsam seni
ne ala!






herşey 0 ile 1 arasında

bu iş için şansımız nedir?
denk gelmişsek
rastlaşmışsak
evlerin birinde
istanbul'un göbeğinde
buz rengi dört duvar hanelerde
selam etmişsek birbirimize
merhabalaşmışsak yanağında duran küçük benle...
elimizden ne gelir?
söylesene
bir kahvelik arada tanışmışsak
iki de kelime çıkmışsa ağzımızdan
sıfır ile bir arasında kalan
formüllere döksene
kelimeler çıksın aradan

İstanbul'a Masallar

Bana sunulan süprizlerin adı sensin İstanbul.
Korkarak geldiğim şehirde bulduğum bütün güzellikleri sana borçluyum. Bir pişmanlığımın olmadı tek şey, emin olduğum tek kararın adı da sensin.

O yüzden seni çok seviyorum. Senle iyi anlaştık gibi, ne dersin? Sen de benden memnun musundur acaba? Belki içindeki cadı kadınla değil de küçük çocukla tüm işim, o yüzden gülücüklerin hep bana. Daha tırnakların geçmedi sırtıma.
Geçirme ama. O zaman giderim. Sana da kimse masal anlatmaz sonra.

sıkılma

birinden sıkılmak için ya da birşeyden... önce kendinden sıkılman lazım, ona yönelik düşüncelerinden.

o şey her ne ise, ona yönelik olan duygularını da bilmesine gerek yoktur. hatta sıkılma eyleminin gerçekleşebilmesi için, bilakis, bilmemesi bile gerekebilir.