kov, koş, kovala

kovala
sen kovsan
ne ala!
herkes mi bilirmiş iki kaşının arasını
herkes mi görmüş senin ar'ını
bir benim mi gözüm kapalı kalmış
bir millet mi boğazlayabilmiş bütün gırtlakları?
öyle mi almışlar hayattan
insanlardan
canavarlardan hınçlarını?
bana sorsan yok öyle şeyler
bilmem siniri
kavgayı
atarı
bağırmaları
sana kimse öğretmedi mi sessiz çığlıkları?
uslu olmak sade çocuklara özgü bir şey değil hem
o da nerden çıktı?
sana kim anlattı tüm bu şımarıklıkları?

ama sen hep kovala
bütün hırsınla
iştahınla
açlığına
arsızlığınla
hep kovala
ben de kovarsam işte,
of'lardan oh'a geçerim
üstüne iki tek içerim
ulan lapa!
sen misin derdim?

anonslarla mı seslenmek lazım sana?
"hey sen! çembersiz, köşesiz, biçimsiz!,
sen işte sen! buraya!"
derhal buraya!
oralardan sana ne?
neyine senin?
şurası bile uzacıkken
bakmasana öyle
sana sesleniyorlar
bir baksana, sen!
buraya!

ama sen kovala
biteviye kovala
durmadan koş
kovala

sana dinlenmeler gelmeyecek hiç
kıpırtısızlık nedir bilemeyeceksin
kayıtsızlık cismin gibi olmuş ama
sürekli kendi sütünle beslediğin
her yeni günde yeniden doğurduğun
büyütmeden nicesine gebe kaldığın
sen,
düz ovalarda da değil
çimlerde hele hiç değil
asfalt gibi gri
solgun
çöp suyunu emmiş emmiş yüzeyine kusmuş
sert, çirkin, sevimsiz yollarda koşup duracaksın
dizlerin bile kanamayacak senin
acı dahi
sancı dahi hissetmeyeceksin
bu hayat bir sana kramplarını sunmayacak işte
şansın bu
kör olası bahtın da
geldi beni buldu

beterin oğlu!
içtiğin hangi su senin?
hangi lokmaları yedin?
nerde senin adabın edebin?
efendiliğin!
sendeki ama hep bir "gibiliğin"
adam gibiliğin
insan gibiliğin
sever gibiliğin de hani becerememişliğin
senin bana karışman da benim talihsizliğim

kovala sen kovala
ben de kovarsam seni
ne ala!






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder