Yara bana yaranamazsın

Geçtiğimiz hafta tam da bu günlerde kafamı ağacın gövdesine çok sert bir şekilde çarptım. Canım yandı, çok kanadı...vs. Kötü bir deneyimdi ama şunu bekledim ; bu başımda müthiş bir yara izine yer verebilirdi! Gerçekten küçücük bir yara izimin dahi olması bu anımı pekiştirecek, yaşadığım kötü deneyimi anlamlı kılacaktı. Ama olmadı.

Kafam kanadı, yara tuttum, kabuk bağladım, o kabuk bugün düştü. Altında ne bir yara izi ne de cılk yara dediğimiz şey mevcut. Gitmişti işte. Tek bir iz bırakmadan. Bırakmasını deli gibi istemiş olmama rağmen. Yoktu ortada.

Birşeyin iz bırakması, kolun kırılıp yenin içinde kalması falan...İçten içe dertlenmek, o derdin kök salması... Bunlar bana hiç anlamlı gelmeyen şeyler. Biliyordum hiçbir şeyin kalmadığını da bu da pekiştirdi işte. Dört rüzgarlar esiyor tenimizde, yemiş ağaçlarının kokularını duyuyoruz her bahar da, bir sonraki yılda unutuyoruz. Düşüyoruz, kalkıyoruz, kırıyoruz, kırılıyoruz. Hiçbiri kalmıyor. Esip esip geçiyor o rüzgarlar işte.

Hiçbir yara başımın tacı değildi ki başıma gelip konsun.

Öyle ya da böyle, bütün yaralar da unutulsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder