bi ara büyüdüm ben ama hangi dönenceye geçtiğimde?

Fena şey başka şehirlerde yaşamak. Eğer doğup büyüdüğün şehri terkettiysen fena. Yani aslında fena olan gidip başka memleketlerde hayatına devam etmek değil de döndüğünde buldukların.

20 yaşındayken Eskişehir'i bırakıp- 20 yıldır yaşadığım Eskişehir'i- İstanbul'a taşındım. Nasıl da mutluyum. Dönecek olmayı, dönme ihtimalini aklımdan geçirmedim. Ruhum özgür benim, bir yere bağlanıp kalmak falan istemedim hiç. İki yıl orda, üç ay başka bir yerde...İmkanım olsa hep öyle bir yaşamın yolcusu olurdum. Korkum yok pek. Ama döndüğünde insanın buldukları korkunç olabiliyor bazen.

Odama giriyorum. Keşke geniş zamanlarım olmasa odamı karıştıracak. Kendimi kurcalamaktan öteye geçemeyen çabalarla, not defterlerim, çizim kağıtlarım, kalemlerim, gitarım, lambalarım, mektuplar... ne varsa herşeyi kurcalıyorum. Çok acayip. Akor defterim varmış, unutmuşum. Bakmamışım yüzüne yıllardır. Gitar da mı çalıyordum ben? Onu da unutmuşum. Akoru bozuk, telleri paslı. Ama hangi tel hangi sesi verir eşek gibi biliyorum. Gerdim gitarımın tellerini, oynadım. Temiz ses çıkarana kadar uğraştım. Ne güzelmiş... Ne ara unuttum ben bunu? Hatırlamıyorum ki.

Yok ben ilk masalımı üniversite sonda değil, 3.sınıftayken yazmışım. Eksik kalmış ama. Tamamlasam ya bari.

Duvardaki dünya haritasının suratına bakmıyorum. Çok mu yer gördüm? Çok mu gezdim de umrum değil artık?

Büyümek bu mu şimdi? Büyüdüğümü mü gördüm ben küçüklüğümün geçtiği odaya gelince? Bunlar beni ben yapan şeyler de ben niye onlar değilim artık? Şimdi daha mı iyiyim onlarsız?

İnsan böyle odalardan çıkınca mı büyüyor?

Ben kendimi küçülmüş hissettim. Ekinoks günü, dönencelerin aymazı olduğuma küfrettim.












artık kararlıyım

ben de yerleşmek istiyorum.

bahsi geçmesin

Konuşmak güzel eylem. Doğamız gereği zaten ağzımızdan ses çıkarmak için bir güdü duyuyoruz. Bastıramadığımız bir istek aynı zamanda da. Belki de dedikodu dediğimiz şey de bu isteği yatıştıramadığımız, eyleyemediğimiz için ortaya çıkıyor.

Ama bazı şeyleri konuşmamak lazım. Bazı değersiz şeyleri. Çünkü değeri olmayan birçok şey, biz konuştukça paha alıyor. Nasıl ki bazı şeylerde rahatlamak için konuşacaksak bazı konular da mevzubahis dahi olmamalı.

Bazı konular ses almamalı. Bazı konulara ses verilmemeli. 

sevgilim

sevgilim sen yeşilçam filmleri gibisin
renklerin solmuş gibi biraz
bir kavuşulamamışlıktır gidiyor sende
senle senin arana hep hayat girmiş gibi
eski telefonlar gibisin
çevirip çevirip ulaşamıyorum sana
bangır bangır
bağıra bağıra cevaplıyorum sessizliğini de yine yetemiyorum

acıklı şarkılar gibisin sevgilim
gözlerim dolu dolu dinliyorum seni
tüylerim diken diken

sana hiçbir yeşil şehir yakışmıyor
hiçbir renk durmuyor üzerinde
gri gibisin biraz
yiğitliğe yakışmıyor ama değil mi
allar, morlar, pembeler?
durmuyor üzerinde

ağıt gibi değilsin ama
selam da hiç değilsin
sessiz çığlıklar gibisin
kıyamıyorum sana
sabahlarını yakmış gecelerini boğmuş
tan vaktinde kısılıp kalmış
kendini hiç etmişsin

sen okşamak nedir bilmiyorsun
dokunmak nedir
sevmek nedir hiç bilmiyorsun
ama ezberinde hep ayrılıklar
tutsak kalmak da senin bilmişliğin
her seferinde kendini tutuklaman da bundan

ne kapılar çarpıyor içinde
bildiğim kadarını duyuyorum ben de
kıyamıyorum senin efendiliğine