ben sizi bilirim; şimdi deniz kenarında yaz şarkıları dinlerken elinizde soğuk biralarınız, ayak bileklerinizde çıplaklığınız, bir de aşık olacaksınız... canınız çekecek.

bakla falı, elma kurdu, pamuk şekeri

sürekli bir şeylere gözüm dalıyor
huy edindim baktıklarımda kalakalmayı
misafir gelecek diyorlar da
bu aralar herşeye ben misafirim sanki
yine bir gün, bir masal okudum denize bakınca
kağıdı ortadan ikiye ayırmışlar
ama yazıları sağ tarafta kalmış
resimleri solda
bilememişler bunu tabii önceden
istenildiği gibi olmuyor herşey
bakla fallarında da yazmıyor bunlar
sen inanma o çingenenin dediklerine
yaşayıp kendin görüyorsun belanı, öyle kolay değil

salıncakta sallanmak gibi değil ki ileri geri hareketler 
arkadan iten bir rüzgar yok her zaman
ya da seni sallayan baban
gerinin payına hep ileri düşmüyor gerçek hesapta
mehter adımları bile uzak bu konuya,padişahın hükmü geçersiz
bazen hep geri oluyor mesela sen ileri koşarken
edebinle onu da atlatmasını bileceksin

elmanın içinden kurt çıkınca kurda değer verip
elmayı yemiyorsun
elma değersiz artık
elma çöplük
halbuki onu aldığında eline
nasıl da dişlemek istemişti canın
suyunu genzine akıtmak için değil miydi bütün çaban?
kurt daha değerli artık
kurt sana"bu elma yenmeyecek" dedi çünkü
sen de bir kere dinledin onu
elmaya yazık oldu
sen bunu sade elmaya yapsan keşke
kaç üzümün ahını aldın allah bilir, çürüklerini görünce

zaman dilinin ucundaki akide şekeri değil
uzun bir süre vaad edilmiyor sana emmen için
olsa olsa pamuk şekeri olur
ağzında saniyesinde eriyen bir şeker bulutu
ama bazı saniyelerin de maşallahı var hani
nasıl uzun, nasıl boylu poslu
düşüyorsun o saniyelerin içine, ömür gidiyor elden

kendimi niye değiştirecekmişim?
zaten değişik bir insanım
bunun canavarı da benim perisi de
zaten başka bir yere gidince değişiyor işlerin kokusu, tadı, rengi
çok şey istiyorum, çoğu yersiz
hay yarabbim, sen doyur beni!

kafa kafa değil ki

Küçükken kafamı en çok karıştıran şey izlediğim filmlerde, anadili ingilizce olmayan ülkelerde geçen ingilizce filmlerdi.


bak, sana delireceğim ben

Şuradaki perdeye baksana
Arkasındaki rüzgar nasıl da sallandırıyor onu
Bir de önündeki fesleğene sormalı
Susadı mı acaba
Kurak mı toprağı
Nemi var mı, kafi mi?
İnsan dediğin doymak bilmiyor
Bitkiler nasıl ki?

Baksana nasıl delireceğim ben

Şu oturduğumuz koltuğun kumaşı
Kadife mi bu
Neden anneannem geldi aklıma şimdi
Oturunca üstüne
Ne bunun kumaşı
Ne diye beter etti beni, oturduk yerde...

İki ıslık çalacağım şimdi
Bir şarkı tutturacak dilim
Gideyim diyeceğim
Kalakalacağım

Güneşi avucumda tutma çabalarım boşa,
Beyhude telaşlarla oyalanan biriyim
Başka türlü edemedim kendimi
Şimdi bana yeni imkanlar sunma
Beceremem
Yine de yüzümü yakması güzel, işte

Nasıl delireceğim bak, sana

Huyumuz kurusun
İleri geri gitmelerimiz mecburiyetten
İstemekten de değil
Öteye geçememiş hiçbiri, çıdamını şaşırmış

Kedileri sevmeye başlayıp sonra nefret etmem gibi
Yine de göz doldurmaya yetiyor bıyıkları
Bir arkadaşım kesmişti zamanında
Kedi yolunu şaşırmış, yönünü bulamamıştı

Sonra bunlar aklıma gelir benim
Hep gelir
Ben bunlarla hemhal olmuş kalmışım
Sen şaşırırsın
Bi de nasıl delirdi diye sorarsın



Nasıl Dinleneceğim?

Yüzükoyun, ölü taklidi yapar gibi denizin üzerinde süzülüyorum. Hayatımdaki en dinlendirici hareket budur herhalde. Şap şup göbeğime, bacaklarıma dalgalar vuruyor. Ellerimi de açmışım iki yana serbestçe...Bırakıyorum sağ kolum derinlere dalsın, düşsün. Parmak aralarımda hissediyorum suyun serinliğini ve ellerim buruşmuş. Eğer kafamda şnorkel varsa belki nefes alıp verişlerimi de dinleyebilirim. Yoksa zaten sıkıntı değil.

Arada gözümü açıp kaparım. Önümden bir balık geçer, yosunların arasından.

Kafamı kaldırdığımda muhtemelen tatlı yeğenim, can yarısı Ateş de orada olur. "Sanem Abla, 1 dk 13 sn durdun!" der. Ben de "Hadi ya, tüh, o kadar az mı?" der ve tekrar suya dalmaya üşenirim. Yüzüme gözüme yapışmış saçlarımı itelerim geriye doğru, kafamdaki komik gözlüğü de çıkarırım.

Eve dönüş yolunda bir incir ağacı görürsem, dalında da iki tane bardacık varsa eğer, o zaman tutamazsınız beni...

bir sıkıntı yine başladı

Anları, zamanları, hisleri, bir şeyleri paylaştığınız ve saatlerin içine yıllar yerleştirdiğiniz, bunların hepsini de dille  yetiştirdiğiniz insanlardan geriye bazen bir şey kalmıyor.

O zaman da belki konuşulacak şeyler illa ki var oluyor ama paylaşılacak şeyler yok oluyor gibi.

Bunların olması sıkıntı değil. Çünkü insan dediğin zaten yıllarını saniyede harcamaya meyilli, buna alışmış, rutini bu. Aksini beklemek ve istemek kendini-insan ırkını- bilmezlik olur. 

Hepimiz bunu biliyoruz ve sıkıntı ne de güzel tam da burada başlıyor. Ne de güzel tam bunu yaptığımız yerde başlıyor...