bu kaç yavrum?

çift görüyorum ismail abi
dünyayı çift
yıldızlar çift
ayla güneş çift
toprak ile su çift
kumrular zaten çift
sonra nasıl anlatsam
kırmızı kaçmış yeşile
yeşil büyümüş bir elma vermiş
elmadan çıkmış solucan
o da çift

çift görüyorum herşeyi
ama ne çift
teklerin hepsi çift
birlerin hepsi iki

saklambaçla yakar top çift
gafliklerle seksekler çift

çifte olmuş düğünlerin hepsi
iki bayram bir araya gelmiş

çift görüyorum ismail abi,
ama ne çift!

ne önemi var

aman canım ne olacak
ne önemi var
hakkaten ne önemi var
kafaya takılacak ne var
hakkaten ne var
bu mu dert ettiğin
hallolmayacak ne var
düşündüğün şeye bak
aklına getirme böyle şeyler
ne önemi var
hakkaten ne önemi var

ilk kendi masalı

çok mu fazlayım?
avcumda bir avuç şeker
kulağımda kiraz küpelerim
çıktım dağın en yüksek yerine
avazım çıktığı kadar bağırdım
leylekler güldü bana
atmacaların anasını ağlattım
saçtım ganimetlerimi bir bir
çıdamımı şaşırdım
ağır aksak giden ne varsa küstüm
çocuk olsam sitem eder dudak bükerdim
şimdi bir buluta kafamı dayıyorum
sonra ver elini kırkikindi yağmurları!
alışamadım henüz ama
güneş de açıyor bazen
insan böyle küçük heyecanlara nasıl tutunur?
nasıl beraber yürür onlarla?
nasıl durur, bekler yanlarında?

büyük seslerden kaçan bir aslan aldım yanıma
bakan çok korkuyor ondan ama o hepsinden korkak
öpücük atıyor yanaklarıma, saygılı bir beyefendi gibi bekliyor beni
sevip, kucaklıyorum yelesini
sonra gırgır, şamata!

çok mu fazlayım,
dizlerim kanasın istemiyorum artık
yerdeki taşlarda yine gözüm,
düşene eyvahlar olsun
"aman düşünme bunları", dedi bir şaman kadını
"gönlünce gez, bırak ardında kalanı"
binbir şehir dolansam, şansıma bir tane masal bulsam,
herkes de onu farklı anlatır
böyle olur, böyle sonum
beşer, beşer beşer
bu masala da sanem şaşar







salata suyu

Salatanın suyunu bana bıraktılar. Küçüğüm ya ondan.

Ama o kadar da küçük değilim. Büyük işler peşinde olduğumu da söyleyebilirim. Kafamdaki planların sayısı çok, yüküm de çok, düşüncelerim de çok. Bazen bütün bunlara rağmen, o kadar da olgun olmadığımı düşünüyorum aslında.

Çünkü;
bir şeyi başardığım zaman saçlarımın okşanıp aferin denilmesini istiyorum.

İşte, bunun denilip denilmediğini takmayacağım zaman büyüyeceğim. O zaman salata suyunu yemesem de olur.

diken

bir İstanbul olmasaydı aramızda
bir sokak ismi öğretmeseydin bana
bir kule diğeriyle sevişmeseydi gecenin ortasında
bilmeseydi kestane ağaçları edepsizliğini
batmasaydı etime elinin ısırganları
derdim; ne halt edeceksen et!
ne halin varsa gör,
ne yaparsan yap!

lakin neyi yaşanmamış sayıyor hayat?

bana mı düşmüş unutmak?

şehirler büyüdü, biz çocuk kaldık Meltem

Şehirler büyüdü, biz çocuk kaldık Meltem
içimizdeki yaşlı kurtla hem de.
şimdilerde her şey değişiyor,
korku hissettiğim sokakların üzerine betonlar dökülmüş,
dilek ağacının yerinde koca bir gökdelen...

Yeni doğan bebeklerin isimleri pek şirin
sanki hiç yaşlanmayacaklarmış gibi
bizim adlarımız hep hüzün getirdi
huzursuzluğumuz belki bu yüzden
anamız koyamamış adımızın sonuna
"su" ları "can"ları,
hafifleyememişiz.
boynumuza bir günah vermişler,
eğip başımızı önümüze bakıp durmuşuz.
Değişmem yine de ismindeki serinliği,
ama içimizden koca bir kaya doğdu,
göğsümüzü daraltıp, nefesimizi kesti
akamadık sular gibi.

Şehirler büyüdü,
biz şu koca halimizle
ufacığız Meltem.

Yine de sığamıyoruz hiçbir yere.

yaz

koca bir kuş gökyüzünde daireler çiziyor
göç etmesine daha bir mevsim var
bekliyoruz, işimiz ne, hep buradayız zaten
trene binmiş hayat önümüzden basıp geçiyor
ne ki çok fazla üzüldüğüne de değmiyor ilk aşkının acısı
unutulduğundan değil ama adına telaş dedikleri giriyor devreye
sadece güzel şeyler yaşamaya bakıyorum,
kafamı çevirdiğim yerden biri yumruk atıyor suratıma, henüz isabet etmedi
ama deniyor her gün, ısrarla, inatla
hayatın bana karşı başka bir azmi var
başka bir iştahı
salyası akıyor sol yanından
benim sol yanım daha dayanıklı ondan
buraya yaz geldi, deniz var ufukta
artık pencereler açık yatıyoruz
biraz temiz hava girer umuduyla





dut yemiş bülbüller veya elma yerine ellerini kesen sanemler

Bülbül aylardan yaz olunca bin bir türlü ağaçtan, topraktan meyveler yermiş. Çilekler, kirazlar, vişneler... Sıra en son duta gelirmiş ve bülbül dutu yedikten sonra ağzı yapışırmış dutun şerbetinden.

Dut tatlı, bal, şeker şerbet. Dilini yapıştırırmış bülbülün, bir daha da ötemezmiş. Dünyanın en güzel sesi duyulmaz olurmuş. O yüzden bu laf işte burada, suskunluğumuzda bize söylenen "dut yemiş bülbül", bu yüzden.

Güzellikler belki, dut gibi tatlı şeyler, hoşluklar, iyi duygular, güzel tatlar karşılığında sessizliği de getiriyor olabilir. Güzelliklerin balı ağzımızı kapayabilir.

Bu tıpkı Yusuf'u görünce, elmalar yerine ellerini kesen sanemlere benzer. Yusuf'un güzelliğinden tapılacak güzellikteki sanemlerin ellerini kesmeleri gibidir. Orada da bir güzelin karşısında başka bir güzel yiter.

Bu hikayeleri bilmesem, bende bir gariplik olduğunu düşünürdüm.

a.t

Bizim bir ihtimalimiz var ama daha ne olduğu belli değil. Ummadığımız bir zamanda oluyor bir şeyler, hangi mevsimde ama onu bilemiyorum. Su gibi geliyor, bazen su gibi de gidiyor.

Mendilimi kana bulamış gibiyim öksürdükçe pislik aktı içimden. İçim temizlendi yeşerdi ama o mendil kıpkırmızı artık. Tabii ki lokumlarımı sakladım, iyi günlerin hatrına...

Bunlar 100 yıl önce olsaydı anlamlıydı, şimdi pek de değeri yok gibi. Ama diyorum, bizim bir ihtimalimiz daha var, insan olarak.

Olmalı. Yani.

kelimeleri beklerken

Önemli değil kime, neye, neden olduğu ama yazma isteği geldi mi düzenini değiştireceksin. Sabahı geceyle, ikiyi onbir ile takas edeceksin.

Bir de aynı şarkıyı üst üste dinleyeceksin. Belli olmuyor, belki sonuç alırsın.

İçimde kelimelere istekli bir güne uyandım, "ya nasip" dedim, bekledim. Ne zamandır yazmıyorum. Sırf böyle, bir cümle ekleyebildim bir hikayeye. Onda da "insan yanlarım acıyor" dedi Taş Kafa, Kumru'ya.

Bence çok fiyakalı laf etti.

Onun kelimeleri zor çıkıyor ağzından, bekleyip üst üste aynı şarkıları dinliyorum duymak için. Yeter ki anlatsın iki gözümün nuru, kelimelerini eleklerden akıtsın, süzsün. Ben sabırlıyımdır.

İki kelam etsin masalımın en bıçkın delikanlısı. Beklerim, işim ne...