dut yemiş bülbüller veya elma yerine ellerini kesen sanemler

Bülbül aylardan yaz olunca bin bir türlü ağaçtan, topraktan meyveler yermiş. Çilekler, kirazlar, vişneler... Sıra en son duta gelirmiş ve bülbül dutu yedikten sonra ağzı yapışırmış dutun şerbetinden.

Dut tatlı, bal, şeker şerbet. Dilini yapıştırırmış bülbülün, bir daha da ötemezmiş. Dünyanın en güzel sesi duyulmaz olurmuş. O yüzden bu laf işte burada, suskunluğumuzda bize söylenen "dut yemiş bülbül", bu yüzden.

Güzellikler belki, dut gibi tatlı şeyler, hoşluklar, iyi duygular, güzel tatlar karşılığında sessizliği de getiriyor olabilir. Güzelliklerin balı ağzımızı kapayabilir.

Bu tıpkı Yusuf'u görünce, elmalar yerine ellerini kesen sanemlere benzer. Yusuf'un güzelliğinden tapılacak güzellikteki sanemlerin ellerini kesmeleri gibidir. Orada da bir güzelin karşısında başka bir güzel yiter.

Bu hikayeleri bilmesem, bende bir gariplik olduğunu düşünürdüm.