ELDE VAR SIFIR



Aşk sıfır demek. Bildiğimiz anlamıyla aslında pek değil ama İngilizce’de “Aşk” anlamına gelen “Love” kelimesi, tenis oyununda “0” sayısı demek; yani skor elde edemediğiniz takdirde aldığınız 0 puana verilen terim. Hatta yine bir tenis terimi olan“Love Game” de sıfıra karşı kazanılan oyunun adı oluyor. Ne kadar ironik aslında, nice anlam yüklediğimiz, bunca zaman kafa yorup da anlayamadığımız, içinden çıkamadığımız duruma birileri bir yerde sıfır diye hitap ediyor. İşin içine oyunlar giriyor, kazananlar, kaybedenler, sıfırlar, puanlar…Neyse ki bu İngilizce’de ve tenis oyunu için böyle, ama böyle olmuş olması dahi beni düşündürmeye yetti. Gerçek hayata uyarlasana bir, doğru değil mi? Koca adamlar olarak utanmadan oynadığımız aşk oyunları da bu love game’e benzemiyor mu aslında? Biri o koca sıfırı sırtlayıp giderken öbürü oyunu almanın rahatlığıyla, yerçekimi sanki ona hiç uğramamışçasına, öylesine hafif ve akışta. Haliyle bazılarımız güceniyor bu hafifliklere, daha da bireyselleşiyor, soyutluyor kendini dünyadan ve oyunlardan. Sonuçta bir yalnızlık döngüsü başlıyor, üstelik yarattığımız durumların kurbanı olarak bizzat kendimiz yapıyoruz bunu kendimize.

Öbür taraftan geçenlerde başıma gelen başka bir olay, beni aslında bütün bu oyunların getirdiği yalnızlığın çok daha ötesine bir yerlere götürdü. Surena adında dünya tatlısı bir erkek çocukla tanıştım- sanırım 9-10 yaşlarındaydı,  sokakta kendi yaptığı resimleri satıyordu. Bir tanesini almak için kendisine en sevdiği resmi sordum, çünkü en sevdiği resmi almak istedim. Bana uzattığı kağıdın üzerinde pastel boyalarla çizilmiş kocaman ve farklı renklerde dört kalp vardı. Yani ne çizdiği çiftlikler, evler, desenler önemliydi küçük bir çocuk için ne de değişik canavarlar, arabalar, bisikletler. Onca resim arasından buldu “tak” diye, dört koca kalbi önüme koydu. Ne de iyi etti ama, böyle zamanlar olmasa nasıl hatırlardım bana uzattığı kalplerin değerini, en önce de kendiminkini. Herşeyi bu kadar basit ve anlamlı kılan küçük bir çocukken, bu denli karışık ve manasız hale getiren kendimizden utandım. O resimde ve onu uzatan elde oyun yoktu, kaybeden yalnızlar da. Çocuk sevgiyi, aşkı seviyordu. Sıfır noktasından çok uzaktaydık ve bunda hiçbir sorun yoktu.  

Zaten Surena, muhtemelen aşk oyunlarından kaynaklanan bir yalnızlığı da bilmiyordu.

Zaten Surena böyle şeyleri hiç öğrenmesin bence.

Yalnızız ya, tekiz ya hani, unutmamak gerek; tek tabancanın tek atımlık kurşunuyuz. Ne kendimizi, ne de başkasını kurban edecek kadar hak tanıyor hayat bize.


Bunun yanında, almak isterseniz eğer Anadolu Üniversitesi’nin Eczacılık Kapısı’nda Surena resimlerini satıyor. Biriktirdiği paralarla kendine tablet alacakmış…