insan ne istediğine dikkat edecek, biraz da bedri rahmi'yi okuyacak, kelimelerin gücüne inanacak!

Evet, insan ne istediğine çok dikkat etmeli. Çünkü gerçekleşme ihtimali çok yüksek. Hayatın, evrenin, kaderin- adına ne derseniz artık, orası sizin- değişik bir sistemi var, çözümü güç ama şöyle ki, dilediğiniz kadarını alabiliyorsunuz çoğu zaman. O dilekler için de yola koyuluyorsunuz tabii ki bu sadece size gönderilen bir lütuf değil, sizin de çabanız var. Ama dilekler gerçekleşiyor siz istedikçe.

Bundan yıllar önce, daha 13-14 yaşlarındayken nasıl bir hayat istediğime dair kararımı çoktan vermiştim. Annemin dünya tatlısı arkadaşı Jill ile tanıştıktan sonra oldu bu kararı vermem. Jill bütün hayatı boyunca Amerika, Mısır, Türkiye, Avrupa'daki birçok ülkede ve birçok şehirde yaşamış, oradan oraya sürekli gezer halde hayatını sürdürmüştü. Çok etkilenmiştim, sadece birçok insanı ve birçok kültürü tanıdığı için değil, ona getirdiği özgürlük ve birey olarak kattığı güç beni cesaretlendirmişti.

O günden itibaren, hayattan ne istediğim sorulduğunda hep aynı cevabı verdim. " Yılın altı ayı başka ülkede, sonra iki yıl başka bir ülkede, sonra başka bir şehirde, türlü türlü işler güçler yaparak, bir sürü insanla tanışarak, gezerek, azalarak, çoğalarak, bağımsız bir yaşam beni çok mutlu ederdi"

Dediğime geldim.

18 yaşımdan beri hayatımı özetleyecek olursam, yeni bir şehire veya ülkeye gitmek - ev aramak- eve taşınmak- evden taşınmak- yeni bir şehre gitmek.... arasında gidip geldi. Yani gidip gelen daha çok ben oldum aslında.

Tabii kolay bir şey değil. Çoğu zaman yerleşmeyi de istiyor insan. Ne bileyim televizyon istiyor evinde, bazen ev arkadaşı istiyor, bazen en yakın arkadaşını istiyor, bazen sevgilisini istiyor, bazen kitaplarını istiyor, en sevdiği koltuğunu istiyor, dünyada bir tek evinde bulabileceği kokuyu istiyor. Zor oluyor, zorlanıyor ama öbür yanda hayat ceplerine dolanlar da başka zevk veriyor ona.

Sonra bir de başka şeyler var. Portekizcede öğrendiğim ilk kelimeyi paylaşmak isterim; saudade. Saudade, geçmiş güzel günlere duyulan özlem, nostalji anlamında, bizim dilimizde biraz daha hüzüne yakın. Geçmişte yaşananları ve bu yaşananları gelecekte gerçekleşmeyeceğini bilmenin üzüntüsünü yaşamakla ilgili bir söz. Yani özetle bugünü, geçmiş ve gelecekte yaşamakla ilgili...

İnsan bu sözü de alıyor yanında, bir yerlere giderken. Geçmişte yaşadıklarını, kalsa gerçekleşebilecek mümkünatları da alıyor.

Delilik derecesine varabilecek yalnızlığını da alıyor. Benim gibi yalnızlığına düşkün insanlar için bile zorlayıcı olabiliyor çoğu zaman. ( Annecim, sana sence ben ne istiyorum diye sormuştum bir kere, "yalnız olmak" demiştin, hatırlıyor musun, ne de haklıydın, amma da zor birşey istermişim meğer...) İşte böyle zamanlarda dünyada en sevdiğim adamlardan birinin şiiri gelir aklıma;

" yalnızlığın kadarsın
yalnızlığın mis kokmalı
yalnızlık dediğin büyük bir zindan
dünyanın en kalabalık zindanı
dinden imandan çıkarır
ama öyle bir adam eder ki insanı "



Benim yalnızlığım mis gibi kokuyor artık Bedri Bey'ciğim.  Bütün imkansızlıklara, özlemlere, zindanlara rağmen gittiğim her yere güzel kokular taşıyabiliyorum, ne mutlu bana!