ekim'de ida

bu şehirden bıktığım için, artık kabuslar değil rüyalar için, yeni bir kahve fincanı almak için, yalnız kalmadığım "ben de gelirim" diyenim olduğu için, ona " arkanı dön, bir 5 dakika nehirde yüzmek istiyorum" demek için, ekimin soğuğunda nehirlere girmek için, ekimin sıcağında yüzümü güneşe uzatmak için, "ah ama yazın da çok güzel" demek için, dalından mandalina-çalılardan yazdan kalma böğürtlenleri yemek için, ateş yanında şarap, ay ışığında öten baykuşlar için, ahşap evlerde soba yakmak için, dağ sıklamenlerini yeniden görmek için, açık havada uyumak için, artık daha eşsiz ama daha dostla, daha yalnız, daha dingin olmak için, uzun yürüyüşler için, zeytin ağaçları için, "bir gün böyle bir yerde evim olsun" dileği için, hamarat insanlarla tanışmak için, berbat geçen bir haftanın güzel kapanışı için, üzerime gelindikçe uzaklaştığım için, sineye çeke çeke sinemde hastalık olduğu için, ortaya koymadığım için öfkemi sinirimi, en çok ben usandığım için, en çok ben de uslandığım için, en çok kuzey egeyi sevdiğim için, ne diyordu o şarkıda? "kızıl ormanlar mı dersin, eflatundan çöller mi"-içimde bir dağ taşıdığım ve kafam orda hep tamtakır olduğu için.

en çok bir yerlere birilerisiz gittiğim için, bendekini hep sakladığım için, anlatmak istemediğim- zaten bilenlerle olduğum için, vazgeçtiğim için, yeni sözler tutmak için, kendi mutluluğuma izin aldığım, tepemdekinin izin verdiği için, bahara allah kerim demek için, harika yol şarkıları, koyu kahve tadları için.

oraya kimse yokken gitmek için. oraya kimsesiz hissederken gidip, kocaman dönmek için. gittiğimde özleyenim-merak edenim olduğu için.

penelope'yi bırakıp mnemosyne olmak ve 9 müz doğurmak için. bu yüzden önce ızdırap sandıklarına baktığım, sonra da hazine sandıklarına bakacağım için. bunu anlamak için.

bu yolculuklar ondan var.









konuşmak

Bunu istiyorum. Bunun dışına çıkmak, bunun dışına taşmak istemiyorum. "başka" ların olmadığı, "başkalar"ına açık olmayan bir yerde, en güzel ve en doğru münasebeti elimde tutmak isterim; konuşmak. Bir evde. Önem verilen bir evde. Dışarısının olmadığı bir yer, içte. İnsan için önemsiz midir bir ev? Uykusunu uyuduğu, karnını doyurduğu, mahremini koyduğu yer; başının üstündeki çatı, dört duvar sıkıntıdan patladığı... Nasıl önemsiz olabilir? İçinde dallarımın, kırmızılarımın olduğu bir ev... Sevgiyi haketmiyor mu?

Ya peki değer verdiklerimize ne demeli? Herkes oraya girmeli mi? Değer verdiğim tüm insanları sokmalı mıyım oraya? Aklım dışardakilerdeyse, içerde ne kadar kalabilirim? Dışardaki birilerini, içeriye nasıl sokabilirim? Ayıp olmaz mı yoldaşıma?

Hangi değerli, dahil olabilir benim "konuşma"ma?

Bir battaniye altında konuşmak... İçeriye kimsenin giremediği bir yerde buluşmak... Ben bunu yakaladığımda, asla bırakmayacağım.

Bu, işte, başka bir şeyi kabul etmez. Bu, tereddüt de etmez! Başka bir değeri almaz. Başkayı içeri sokmaz. Başka birileri giremez oraya. İçerdekiler dışarda durmayı istemez.

Ben bunu bir zaman yakaladığımda, asla bırakmayacağım.  Söz veriyorum.


Berlinde de Bruyckere- Konuşmak

70'lerin melodramı yenilmezimdir

mis gibi yeşilçam. izlediğim filmlerde genelde bu şarkı çalar, başroldeki kadın da gazino sahnesinin en ucundan geriye doğru bir sağ bir sol yana kırıta kırıta dans ederdi. başroldeki adam da binbir kahırla içkisini yudumlayarak kadını seyrederdi. bir acayip üzerdi bu şarkı beni.
küçüklüğümde çok uzun bir süre bu dansın taklidini yaptım, neden geriye doğru gittiklerine hep hayret ederek. sonra babam açıkladı bu dansın nedenini. meğer teknolojik yetersizliklerdenmiş, kamerayı bir yere sabitliyorlar, kadın da ancak tek yönde hareket edebiliyormuş, geri geri... :)




temizlik kitapları

yine bugün sol kroşe attı biri suratıma
mimlenmişim, öyle diyorlar
birileri hesap etmiş benim adıma
karar kılmışlar, celladım olacaklarmış
"ses çıkarma artık"
insanın laneti mi bu ölesiye yalnızlık
arkamdan daha kim bilir neler demişlerdir
hergün uyanıyorum temiz çarşaf uykularımdan
gün içinde bin tane soru sormaya geliyor hepsi
en kötü parfüm kokularıyla
insan kokusuna hasretim artık

buradan başka bir yere gideceğim ben
orada bir hakikat bulacağım
önce ellerimi bırkacağım ona
sonrasında gözlerimi
ardından sızlayan tüm burun direklerini yıkacağız beraber
yerine bin yalan inşa edeceğiz, bak o güzel
iki kaşım arasında duran utancı teslim edeceğim
kalçamın sol tarafını
parmak uçlarımı
saç tellerimin sesini
soluduğum nefesimi
bittiği yerden yeniden başlatacağım
sonra yine başa sararım, dert mi

bu aralar sokaklarda daha çok deli var
daha az aşık
daha çok akıl veren
daha akılsız
yürüyesim gelmiyor

kimseye bir şey anlatamamışım
kimse de dinlememiş
herkes kendince bir ortaklık kurmuş birileriyle
sürgün hayatı yaşamış, öyle ölecekler
al gülüm ver gülüm
al gülüm verme gülüm
aldım verdim
hep aldım hiç verdim
uzun bir süre baktım onlara
izlemeye dayanamadım
isimlerini duydukça midemdekileri çıkardım
o ikisi pek beter
o üçüne hiçbir şey denilmez
sıradakine diyecek söz kalmaz
ben bunları bildikçe gözbebeklerimi yitirdim

iyi bir kış için bir ton dua ettim
yaz içimi burktu
kar bulutları vardı
başımın alevini alsın diye yattığım
bakınca bütün gökyüzü rengarenk, kocaman
ufku geniş zamanlara yaydım bir zaman heveslerimi
sonra, baş aynı baş değil mi, çarpa çarpa geçti yazım
elektriği kesilmiş asansörlerde kalakaldım

kitap diyorum, gidip gelip kitap gidiyorum
gidip gelip kitap okumuyorum
bir kelime daha fazla görürsem
bir ses daha duyarsam
içim hiç temizlenemeyecek











"...düşünüyorum öyleyse varım. oldukça makul. fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: düşünen bir adamı düşünüyorum. düşündüğümü bildiğim için, ben varım. düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. böylece o da benim kadar gerçek oluyor. bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. o gerçek ben ise bir düş oluyorum..."

sen onu düşlerken o var oluyor da o seni düşlediğinde sen neden düş oluyorsun?

My schemes are just like all my dreams. Ending in the sky.

Some fellows look and find the sunshine
I always look and find the rain
Some fellows make a winning sometime
I never even make a gain, believe me
I'm always chasing rainbows
Waiting to find a little bluebird in vain


melodram

Bir dakika daha geç baksaydım mutfak camından. Ya da birkaç saniye daha oyalanabilmiş olsaydım bulaşıklarla. Bir kahve koysaydım, otursaydım. Ayılmak için güzel bir sabahı seçip, boş caddeye bakmak istemeseydim... Bunların bir tanesi olsaydı da, görmeseydim keşke o anı. Sanki film sahnesi gibiydi zaten böyle anlar beni bulur. En iyisi de, en kötüsü de. Sabahın 7sinde camdan bakarken, değil kendisini görmek, anısına bile artık katlanamadığım fakat güzel zamanlarımın güzel dekoru olan koca bir ağaç dalını bir belediye çalışanının elinde gördüm. 2 gün önce kapının önüne koyduğum, halbuki bir zamanlar içine kocaman hayallerimi, umutlarımı, heveslerimi, mutluluğumu koyduğum (diğer bütün eşyalarıma koyduklarım gibi, o ağaç dalına da bir şeyler yerleştirmiştim içimden) yamuk yumuk, biçimsiz, üzerinde değişik yosunların olduğu ağaç dalını eline almış bir adam- belediye çalışanı, karşıdan karşıya geçiyordu. Tramvay yolunun ortasındaki çalılıklardan bir şeyler daha aldı eline,  yolun ortasında biraz durdu. Karşıya varınca, yıkılmak üzere atıl bırakılan eski bir apartmanın bahçesine fırlattı gitti ağaç dalını. Yabancı birinin elinden fırlatılıp gitti bana ait bir sürü şey. Bu hale düşmüştü-k.

Toplamda 1 dakika kadar izledim olan biteni, kısa ama ağır sürdü. İçim parçalanarak izledim. Camdan dışarı birkaç saniye daha baktım, biraz gözyaşı akıttım. Sonra su ısıtıcısının "tık" sesiyle cam kenarından ayrılabildim. Gidip kendime bir çay doldurdum. Uzun bir süre bir bardak suyu bile kendim dolduramayacak kadar halsiz ve bitkindim, insanın iyileşiyor olması da kendisine iyi geliyordu, çaya heves ettim, çayı doldurma isteğime tutundum. Canımın bir şey çekmesine. Sabahın o saatinde o anları yaşamamış olmayı gerçekten çok isterdim fakat birkaç gündür yaşadıklarımı düşününce o kadar da berbat değildi gördüklerim-değil mi, değildi, belki.

Evin hayaletleri gitti, kimisi çöpe, kimisi toprağa, kimisi insana karıştı. Günler geçiyor, yaz mevsimi de bitti. Kaç tane sırça köşk inşa ettiysem hepsi parçalandı. Kelebeklerin hepsini uçurdum, midem almadı. Güzel günler bir süre ortalıkta yok, şikayetçi değilim. Bir gün gelir hepsi geriye.

Artık atılan ağaç dallarımı da geri almak istemiyorum. Onu alıp başka bir yere de fırlatmak istemiyorum. Görmek istemiyorum, duymak istemiyorum.



Werther

Güneş, ay ve yıldızlar rahatça işlerine bakabilirler; benim için gece de gündüz de bir ve çevremde bütün dünya yitiyor.



DÖNÜŞ

"Dönüş" adlı filmden. En güzel Seha Okuş söyler bunu. Hep bir acıklıdır zaten bu şarkı da, şimdi daha da anlamlı geliyor. 


"ile"


"İle" yi okudum, bitirdim; üç günün sonunda. Söyleyecek pek bir şey yok aslında, yorgunum.

Birinin, derimden, aklımdan, gönlümden geçenleri, söylemek isteyip diyemediklerimi, karışık zihnimden süzüp de gerçekten anlayamadıklarımı anlattığı bir 200 sayfalık kitabı yazmış olması ne lütuf. Ve benim hayatımın bu döneminde, bile isteye, adını çağıra çağıra okumayı istemiş olmam.

Kendimi özel ve önemli hissetmiyorum bunun için. Bunu okuduğum ve bunla ilgili hissettiklerim için.

Kehanetlerimi gerçekleştiren bir kitap.

İçim acıyor. Artık başıma gelecekleri daha iyi biliyorum...

mışlar gelecek

mışlar gelecek, ati
nelerimiz eksik kaldı?
yaz bakalım
mevsim geçişleri arasında
göremediğimiz kaç ağaç var?
kaç kaldırım
kaç sokak var gezmediğimiz?
sokaklar bir yana
denizaşırı ülkelerden bahsedecektik daha
gitmeleri
terk etmeleri bu şehirleri

bekliyorum
ne pazarım kalır
ne cumalarım
ne toplanmasını bilirim
ne dağınık yaşamayı
gör bak aramıza nasıl bin şehir sokacağım şimdi ben
evimize başka yastıklar
soluk renkli çarşaflar geçireceğim yorganlara

biz senle bir oyun oynayacağız
adamlar asılacak
alevden topları atacağım üzerine
canın yanacak
sonra bağlasan gözümü ne yazar
kaç yazar
adımlarını biliyorum senin
saklanacağın yerler ezberim
ne sandın ya?
kaçan kovalanmıyor sana öğretemedim
seke seke dönülüyor buraya
nefes nefese kalacaksın
boğazın düğümlenecek
hiç beklemezdim de nasıl oldu
canına yandığım
zarlar bana düşeş bu sefer
kapıları kapattım zalimler ordusuna

artık dünyanın her yeri tatil
mışlar, gelecek, ati
ama içimde bir yer
bahar yılgını
hamam yorgunu, kese vurgunu



Édouard Boubat. ile ilgili görsel sonucu

uçtu uçtu

Gökyüzünde salınan bir balon gibiyim şimdi; öyle özgür, öyle rahat. Birkaç dakika sonra bir çam ağacının dikenli yapraklarına değeceğimden ya da güneşin sıcağı kavuracağından patlayabilirim üstelik. Ama bu hikayede benim sorunlarıma/ sonuma yer yok.

Çünkü bu hikaye balonu elinden kaçırmış afacan bir çocuğun hikayesi.

Onu da kendisi anlatacak. Ağlamayı keserse tabii.